"Bir kadının penceresini dünyaya açan ilk el babasısıdır,"
"O hangi pencrereyü açar, gökyüzünü hangi renge boyarsa öyle görürsün dünyayı da bütün erkekleri de. Ölene kadar hem de."
Babamı düşüsündüm. Benim dünyaya açılan elim, Ali Alptekin. Gökyüzünü rengarenk boyamıştı babam. Yetmemiş, penceremin önüne çeşit çeşit çiçeklerle donatmıştı. Sus, demezdi hiç mesela. Anılar, kurumuş bir nehir yatağı gibiydi. Akmıyordu ama izleri yerli yerindeydi. Bir karıncanın ayağından bahsederdim bazen. Dünyanın en ciddi meselesi gibi dinlerdi. Oje sür, derdim. Sürerdi. Taşırınca kızardım. Ciddiyetle özür dilerdi
Gözümü açar açmaz gördüm ikinci babam, Yusuf Karakurt. Kucağına tünerdim. Parmağındaki ay yıldızlı yüzükle oynardım, gülerdi. Gülhan ve Aslıhan ablayla saçlarına tokalar takardık. Hiç ses çıkarmazdı. Beni sırtına alıp evde dakikalarca uçuruyormuş gibi koştuğunu bile hatırlıyorum. Herkesin babası öyle sanırdım. Yanılmıştım.