Dünya başınıza yıkılırken, bazen bir şeylere tutunmaya ihtiyaç duyarsınız. Ayaklarının altındaki zeminin hâlâ yerinde olduğunu, hayatının bir yönünü kontrol altında tutabildiğini hissetmeye ihtiyacı vardı.
Onun mutluluğu da çektiği acıyla gölgeleniyordu. Acıyla ilgili gerçek şuydu ki, pek çok farklı şekilde sizi vurabiliyor ve neyin doğru neyin yanlış olduğu belirsizleşiyordu.
"Natalie Gilcher, seni bir insanın sevebileceğinden çok daha fazla seviyorum. Sen hayatıma girdikten sonra hayatım bir anlam kazandı. Seninle evlenmek, seni sevmek, sana tapmak, senden çocuk sahibi olmak ve benden istediğin her şeyi yapmak istiyorum. Seni mutlu edeceğim ve her an önemseyeceğim. Sensiz bir hayatın nasıl olduğunu biliyorum ve yanımda olduğun bir dünyada yaşamak istiyorum. Gittiğimde kalbim her zaman seninle olacak. Bu andan itibaren sonsuza kadar seni sevme onurunu bana bahşeder misin?"
Onu yüzüstü bırakmıştım. Onu korumak için yanında olamamıştım.
"Ne olur uyan anne. Bir ihtimal var mı bilmiyorum ama sana yalvarıyorum, lütfen, eğer yapabilirsen... Bunu şimdi yap. Çok üzgünüm. Pek çok şey için. Sana böyle nasıl veda edeceğimi bilmiyorum."
Durakladı ve fazlasıyla iyi bildiğim o maskesini takarken bana baktı. Acıyı yumuşatmak için kendisini kapatıyordu. Ama biliyordum ki bu acıyı tamamen kesmiyordu. Kestiğini düşünebilirdiniz. Fakat tek dileyebileceğiniz şey kendinizi iyi olduğunuz yalanıyla saracak bir pelerine bürünmekti. Öte yandan acı bunu umursamazdı. Kumaşın aralıklarından sızar, ruhunuzu emer ve izin verirseniz sizi canlı canlı yerdi. Bunun onu tüketmesine izin vermeyecektim. Benim için yaptığı gibi onun hayata dönmesi için savaşacaktım.