Güçlü kadın Waris Dirie gibi olmalı ve kendi hikayesini tüm engellere rağmen kendi yazmalı.
Waris birinin kız kardeşi, birinin kuzeni, birinin kızı ve diğerinin karısı olmak üzereyken herkesi ve her şeyi geride bırakarak kendi yolunu seçti.
Kadın olmak her yerde zor, ama Afrika çöllerinde olmak daha zor. Waris hem hayata hem de kadınları ikinci sınıf gören erkeklere meydan okudu. Pes etmedi, yorulmadı, onu bekleyen fakat ne olduğunu bilmediği gizemli hayatın peşinden koştu.
Kitapta şunu anladım insan kendi şansını kendi yaratıyormuş. Şans oturduğumuz yerden bize gelmiyormuş ve insan ne yaşayacağını, kaderini kendi seçiyormuş.
Bizim şişenin kapağını açıp içtiğimiz suya insanların günlerce yalın ayak ulaşma çabası, buzdolabının kapağını açıp dakikalarca ne yiyeceğimize karar veremeyip uygulamalardan menüler secerken, Afrikalılarin sadece deve sütüyle beslenmesi, pirincin onlara lüks gelmesi doymak bilmeyen biz empati yoksunu insanlara utanç olarak yeter.
Ve kadına küçücük yaşlarda yapılan sünnet. Sünnet başlı başına korkunç bir şeyken bir de bunun insanlık dışı uygulamalarla yapılması ve çoğu kızların bu işlem yüzünden ölmesi. Hayatta kalanların ise acı içinde yaşamlarına yıllarca devam etmeye çalışması. Üstelik bunların sadece evlenilecek bir kadın statüsünde olması için yapılması.
Ölü bir erkeğin değerinin 100 deve iken, 13 yaşında yaşlı bir adamla evlenmek zorunda bırakılan bir çocuğun değerinin 5 deve olması.
Ben güçlü insan, güçlü kadın sözlerini sevmiyorum. Bir insan güçlü olmak zorunda kalmamalı. Onu o hâle getirecek olaylar yaşamamalı. İnsan hayatı kolayca su gibi akıp gitmeli.
Umarım önce kadınlar bilinçlenir ki doğru düzgün erkek evlatlar yetiştirir yoksa bir yerde bazı erkekler kadını hâlen ikinci sınıf varlık gibi görmeye devam edecek.