“görmüyor musun
yaşamak iyileştirmiyor beni.
oku! beni oku!
sen okuyasın diye yazıldım.
senin diline düşeyim diye
bunca tantana.
senin dudaklarından çıksın diye
verildi ismim bana...”
Başlangıcından sonuna kadar bu hayat meşakkatini niçin çektiğimizi biz biliyor muyuz? Varlığımızı yokluğumuzu baştan başa kuşatan yaradılışın çetin bilmecelerinden hangi birini halledebiliyoruz?
Affetmek mi? Af dilediğin insan, benim ateşten geçmeden önceki halimdi. Ateşlerde eridi, öfkenin ve hüznün çekiciyle yeniden şekil aldı. Evet, onu hatırlıyorum ama ben artık o değilim. Yaşattıkların da onunla birlikte eridi. O yüzden af dilemenin artık hiçbir önemi yok.