Atay'ın amacı, öyküsünü anlattığı bir sürü "tutunamayan" arasına okuru da katmaktır. Turgut Özben'in çıktığı insanlık, dürüstlük, duyarlılık, kendini yeniden tanımlama, yeni bir kimliğe kavuşma arayışına -bu arayışın sonu delilikle bitecek bile olsa- okur da katılır.
Kuşkusuz Don Quijote'den sonra şövalye romanları artık bir daha belini doğrultamayacaktır. Ama bir yazın türünün hegemonyasını yıkmak, yazıya son noktayı koymak demek değildir. Seyyid Hâmid maskesiyle kalemine vasiyet eden Cervantes'in bu arzusu bir son arzudan çok, bitmeyen arzudur. Kalemiyle bir türe noktayı koymuştur; vale; ama aynı kalemle, türlerin en melezini yaratmıştır: Romanı. O zaman, elimizdeki metinde son sözleri söylüyor gibi görünen kalemin, son noktayı koymadığını düşünebiliriz; koyduğu olsa olsa üç noktadır.
Her tür okur düşlemek zorundadır yazarlar artık - saf okur, önyargılı okur, aptal okur, dikkatsiz okur, akıllı ve duyarlı okur. Ama kitaplarını hep "ideal okur" için yazmak, varoluşlarının nedenidir. Yazarların bu okur arayışı modern okur-yazar diyaloğunun da başlangıcıdır.
Sayfa 130 - iletişim yayınları, 15.baskı·Kitabı okudu
Cervantes'in meczup kahramanına karşı takındığı ikircikli tavrı (Don Kişot bir deli mi, yoksa bir kahraman mıdır?) parodisini yaptığı eski yazın türlerine karşı da takındığını gözleriz. Örneğin pastoral romansa belli bir sevecenlikle yaklaştığından kuşku yoktur; Ginés de Pasamonte'nin yarım kalmış yaşam öyküsünde pikareskin gerçekçiliğine saygı duyduğunu hissederiz. Platonik aşkı yüceltir, adil yönetim metinlerine ise kesinlikle kefildir. Ama butün bunlara karşın kaygılıdır. Bilmektedir ki, yapmak istediği şey, tümüyle reddettiği ifade biçimlerinin düz bir hicviyle ya da kısmen kabul ettiği ifade biçimlerinin desteğiyle kotarılacak bir iş değildir