"Söyle bakalım sen kralların, imparatorların, papaların, şövalyelerin, soylu hanımların ve daha birçok kahramanın sahneye çıktığı hiçbir temsil görmedin mi? Biri haydut rolü oynar, öteki düzenbaz, bir başkası tüccar, beriki asker, bir tanesi bilge aptal, bir diğeri de saf âşık rolü; oyun bitip kıyafetlerini çıkardıktan sonra, bütün oyuncular eşittir. (...) İşte bu dünya tiyatrosunda, sahnesinde de aynı şey olur. Kimileri imparator rolü oynar, kimileri papa; kısacası bir tiyatroda bulunabilecek bütün roller vardır. Ama sonunda, yani hayatın sonu geldiğinde, ölüm herkesin sırtından, onları birbirinden ayıran giysileri çıkartır; mezarda herkes eşittir."
Edebiyatçılar, kendileri olmasa sanatçıların olmayacağını söylerler; çünkü savaşın da kendi yasaları vardır, yasalara bağlıdır, yasalarsa, edebiyatın ve edebiyatçının alanına girer. Savaşçılar ise buna cevaben, kendileri olmasa yasaların bir dayanağı olmayacağını söylerler; çünkü devletler silahla korunur, krallıklar silahla ayakta durur, şehirler silahla savunulur, yolların emniyeti silahla sağlanır, denizler korsanlardan silahla temizlenir; kısacası, silahlar olmasa, devletler, krallıklar, hükümdarlıklar, şehirler, kara ve deniz yolları, savaş devam ettiği ve ayrıcalıklarını, gücünü kullanabildiği sürece, savaşın beraberinde getirdiği zorluklara ve karmaşaya maruz kalırlardı.
Tüm yaralanmalara ve trajikliğine rağmen, durum buruk bir ironiden yoksun değildi: Cervantes İspanya'dan sağ elini kurtarmak için kaçmış, sonuçta sol elini kaybetmişti.