Bu haksız cezanın acısını ben çektim, ama söz konusu eylemle hiç ilişkisi olmayan, geçimi bana bağlı insanlar daha çok çektiler. Bir ev yıkıldı, o evin insanları dağıldı.
Çaydanlıktaki suyun kaynamaya yakınken çıkardığı o acılı, iniltili ses hoşuma gidiyordu. Sudaki bu inilti, az sonraki kaynayıp taşmanın habercisiydi; tıpkı ezilen toplumlarda olduğu gibi...
Hepimiz karşılığını yapamadığımız, hiçbir zaman ödeyemediğimiz iyilikler görmüşüzdür. Kaldı ki, ödemeye kalksak bile, ödenemez ki. Diyelim, en zor koşullar altındayken birisi küçücük bir iyilikle bizi o durumdan kurtarıyor. Bu iyilik, bin katıyla geri vererek bile ödenemez. Bizim içinde kıvrandığımız o zor koşul, bize iyilik edenin başından tıpkı tıpkısına geçemez ki... Bize yapılmış bu iyilikleri, biz de zor durumlardaki başka birilerine yardım ederek belki ödeyebiliriz. Kimi zaman zor durumlardaki tanımadığım kişilere yapmaya çalıştığım iyilikleri, yakınlarım bile enayilik diye nitelerler. Oysa ben, bana yapılmış o ödenmez iyiliklerin altında ezilmemek için başka birilerine iyilik yapmaya çalışırım, enayiliğimden değil...
Eşe dosta akıl vermek bize özgü. Akıl vermeye bayılırız. Karşımıza biri çıksın da, aman şuna iyi bir akıl verelim diye yolları gözleriz. Akıl vermeden yana bizim kadar cömert insan var mı?