''Bir başkasının acısını dindirdiğinde, kendi içindeki bir acıyı da dindirmiş olursun demişti,'' Nizam'a, ''karşındakinin acısı, senin acını dindirmek için bir vasıtadır, iyilik yaptıkça iyileşir, halas bulursun... Asıl minnet duyulacak olan, iyilik yapan değil, iyiliği kabul edendir.''
İnsanlar ölmeyi öğrenemedi ama öldürmeyi öğrendi... Öleceklerine inanmıyorlar ama öldürebileceklerine inanıyorlar... Öleceklerini bilseler, öleceklerini hatırlasalar öldürmezlerdi, ancak kendisinin de geçici bir fani olduğunu unutan biri bir insanı öldürebilir...
''Ben duygularımın değil, zihnimin kurbanı oldum'' demişti, ''duygularım yaşamak isterken, zihnim yaşanacak olanların hep daha sonrasını hatırlattı bana, daha yaşamaya bile başlamadan zihnim yaşanacağını tahmin ettiklerini yaşayıp eskitti içimde. Duygularım hiç eksilmedi ama isteğim yok oldu.''
Hayat değişmeye muhtaçtır... Hiçbir zaman böyle sürmez, sürüp giden bir an yoktur... Hayatı ya siz değiştirirsiniz ya da hayat sizi değiştirir... Birinden biri diğerini mutlaka değiştirir... Ben, ikimiz birlikte hayatı değiştirebilelim isterdim, bu beni mesut bir insan yapardı... Ama biliyorum ve görüyorum ki öyle olmayacak... Hayat bizi değiştirecek... Çaresizlik budur işte... Hayatı değiştirememektir çaresizlik... Birisini sevdiğinde, hayatı değiştirme gücünü de kaybediyorsun, hayatı değiştirebilmek için bir başkasına muhtaç oluyorsun, kendi iraden bir işe yaramıyor... Sevmek böyle bir şey olmamalıydı, insanı güçsüzleştiren, çaresizleştiren, zavallılaştıran bir şey olmamalıydı... Aksine güçlendiren bir şey olmalıydı. Ama olmuyor işte... Hayatında hiç kendimi şu andaki kadar güçsüz ve çaresiz hissetmemiştim.