Zeynnppp

Zeynnppp
@Zeynnnppp
Hayatın amacı kendine varmaktır. Oysa herşeye yaklaşır, her yere varır, bir tek kendinden uzak kalır insan. Her yeri, her şeyi keşfeder ama kendine kıpırtısız duran okyanuslardan haberi bile olmaz. Rumi.
Bedenler yerine ruhları görseydik, güzel olan ne olurdu? İnsanların sizin hakkınızda bileceği ilk şey ne olurdu? Görmelerinden en çok korkacağınız şey? ... Aynanın önünden geçerken neyi düzeltirdiniz?... Vaktinizi spor salonlarında, mağazalarda mı, kütüphane ve tapınaklarda mı geçirirdiniz? Kendinize kime âşık olma izni verirdiniz? "Tipiniz" ne olurdu? Uzun boylu, esmer ve yakışıklı mı, yoksa yaratıcı, nazik ve kendinin farkında mı?
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hindistan'ın eski devlet başkanlarından Radhakrishnan bir keresinde şöyle demişti: " Başkasını da kendin gibi sevmelisin, çünkü sen o başkasısın. Başkasının senden başka biri olduğuna inanman bir yanılsama sadece."
Gece büyük bir ateş yandığını düşün, sevgili Sofie. Etrafa kıvılcımlar saçılıyor. Ateşin çevresinde geniş bir alan gündüz gibi aydınlanmış. Ama birkaç kilometre uzaktan hâlâ görebiliyoruz ateşin zayıf ışığını. Daha da uzaklaşırsak, ateş cılız bir gece fenerini andıran küçücük bir nokta gibi kalacak. En sonunda o kadar uzaklaşacağız ki, ateşten bize kesinlikle hiçbir ışık parçası ulaşamayacak. Gecenin ortasında, herhangi bir noktada ışınlar yitip gidiyor ve etraf kapkaranlık olunca, hiçbir şey göremiyoruz. Ne bir gölge var, ne de bir şekil. Şimdi gerçekliğin de bu ateş gibi olduğunu düşün. Yanan şey Tanrı'dır, dışardaki karanlık da insanın ve hayvanların malzemesi olan soğuk madde. Tanrı 'nın yanıbaşında bütün yaratıkların ilk biçimleri olan ebedi idealar duruyor. Ve en önemlisi : insan ruhu "ateşin bir kıvılcımı"dır. Ama doğanın her yanında bu tanrısal ışıktan bir parça parlıyor. Bütün canlı varlıklarda görebiliriz onu, hatta bir gülde ya da bir çan çiçeğinde bile böyle bir tanrısal pırıltı vardır. Yaşayan Tanrı'dan en uzakta ise toprak, su ve taşlar bulunur....Tanrı'ya en çok yaklaştığımız yer, kendi ruhumuzdur. Ancak orada yaşamın büyük sırrıyla birleşebiliriz.
Karanlık sadece ışığın olmayışından ibaretti -yani yoktu. Var olan tek şey "Tanrı" ya da "Bir"di, ama nasıl bir ışık kaynağı karanlıkta yavaş yavaş kaybolursa, tanrısal ışınların ulaşabildiği yerlerin de bir sınırı vardı. Plotinos'a göre "Bir"in ışığı ruhu aydınlatır, madde ise kendi varlığı bulunmayan karanlıktır. Doğadaki biçimler de "Bir"in zayıf birer yansımasıdır.
Antisthenes'in öğrencisi olan Diogenes'in bir fıçıda yaşadığı ve bir aba, bir değnek ve bir ekmek torbasından başka bir şeye sahip olmadığı anlatılır. (Bu durumda mutluluğu elinden çekip almak da pek kolay değildi tabii !) Bir gün Diogenes fıçısının önünde güneşlenirken, Büyük iskender onu ziyarete gelmiş. Bu bilge insanın karşısına geçip bir isteği var mı, diye sormuş iskender, isteğini hemen yerine getireceğini söylemiş. Diogenes de, bir adım yana çekil de, güneşimi kesme demiş iskender'e. Böylece bu büyük komutandan bile daha zengin ve mutlu olduğunu göstermiş. istediği her şeye sahipmiş ne de olsa.