Hayatın amacı kendine varmaktır. Oysa herşeye yaklaşır, her yere varır, bir tek kendinden uzak kalır insan. Her yeri, her şeyi keşfeder ama kendine kıpırtısız duran okyanuslardan haberi bile olmaz. Rumi.
Senin ele geçiremeyeceğin bir yer olan aynanın içinde gerçeğin sana sunulmasını istiyorsun...başkalarının sevgisini, emeğini ve bilgisini sömürüyorsun, çünkü sen kişisel yaratma gücünden yoksunsun. Bir gece hırsızı gibi mutluluğu çalıyorsun; başkalarının mutluluğunu kıskanmadan çevrene bakamazsın.
Kendindeki AŞK'ın ya da YETENEK'in kökensel hareketini anladığın zaman paniğe kapıldın. İşte bu nedenle vermekten korkuyorsun. Senin tekeline almak istediklerinin bir tek anlamı var, tıka basa yemek ve para sahibi olmak, mutlu ve bilgili olmak, çünkü kendini boş, mutsuz, aç, sahih bilgisi ve gerçek öğrenme isteği olmayan birisi olarak hissediyorsun...Sen yalnızca bir tüketici ve bir vatansever olmak istiyorsun.
Dinle bak sen nasılsın, küçük adam! Sen toplamak, yutmak, tüketmek gücüne sahipsin ama yaratma yeteneğine sahip değilsin. İşte bu nedenle sen ne isen osun, yine bu nedenle hayatını bir büro içindeki bir hesap makinasının önünde ya da bir desen tahtası önünde geçiriyorsun, sıkıntıdan ölüyor ya da evliliğin deli gömleği içinde gülünç duruma giriyorsun ya da istemediğin çocuklarının eğitimi ile ilgileniyorsun. Gelişme ve yeni bir düşünceyi kavrama yeteneğinden yoksunsun, çünkü sen hiç bir şey vermedin ama başkaları sana gümüş bir tepsi içinde ne sundularsa onu aldın.
Hiç anladın mı, niçin mutluluk senden uzak kaçıyor diye? Mutlu olmak için çalışmak ve ona layık olmak gerekir. Sen yalnızca mutluluğunu yutmayı gözünün önüne getiriyorsun, oysa ki o senin tarafından yutulmuş olmak istemiyor ve bu nedenle senden kaçıyor.