Efsun

Efsun
@Zeynolip
Kendimiz hakkında bin kat çok şey bilsek, sonuca erişemeyiz gene de. O zaman bile kendimiz için bir bilmece olarak kalırız; tıpkı öteki insanların bize göre birer bilmece olmaları gibi.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Açıkça görülüyor ki saygı duyabilmek için bağımsız olmak gerekiyor; koltuk değneği olmadan, başka birisini zorla kendime bağlayıp kullanmadan ayakta durabiliyor ya da yürüyebiliyorsam bağımsızım demektir. Saygı ancak özgürlüğün olduğu yerde vardır; eski bir Fransız şarkısında da söylendiği gibi "l'amour est l'enfant de la liberté" (sevgi özgürlüğün çocuğudur); hiçbir zaman zorbalığın çocuğu olmamıştır.
Korkmak ya da çekinmek demek değildir saygı; sözcüğün köküne göre (Latince, respicere: bakmak) bir insanı olduğu gibi görebilmek, onun kendine özgü bireyselliğini fark edebilmektir. Bu anlamıyla saygı, kişinin çıkar için kullanılamayacağını gösterir. Sevdiğim kişinin büyüyüp gelişmesini kendi yararına, kendine göre olmasını isterim, bana yararı dokunsun diye değil.
İnsanların çoğu, topluma uyma gereksinmelerinin bilincinde değillerdir. Kendi düşüncelerine, kendi eğilimlerine uyduklarına, bireyci olduklarına, o inançlara kendi düşünceleri yoluyla ulaştıklarına -kendi fikirlerinin, çoğunluğun fikirleriyle aynı olmasının bir raslantı olduğuna- inanarak yaşarlar. Herkesin aynı şeylere inanması, insanın kendi fikirlerinin doğruluğunu gösteren bir kanıttır.
İki kişi birbirini daha iyi tanıdıkça, yakınlıkları inanılmazlığını gitgide yitirir; sonunda düşmanlık, umut kırıklığı, birbirinden bıkma duygusu başlangıçtaki coşkudan artakalan her şeyi alıp götürür. Oysa başlangıçta bunlar hiç bilinmez; aslında o coşkun tutku, birbiri için deli olma, sevginin büyüklüğüne kanıt sanılır; bu olsa olsa o kişilerin daha önce içinde bulunduğu yalnızlık duygusunun büyüklüğüne kanıttır.