Şu insanoğlu ne tuhaf. Aile, evlat, arkadaşlar, ne bileyim kalabalık içindeyken "Gitseler de rahat etsem" dersiniz; sonra böyle bir başına kalınca "Neredeler acaba" diye aranmaya başlarsınız.
Evleri o gece sanki düğün eviydi. Radyodan gelen hışırtılı sesler önce bir şaşkınlık ve korku yaratmış, sonra yayın netleşince, kadınlar salavat getirmeye, erkekler habire ”Cık, cık, cık... Allah Allah.. Hele şuna yahu” demeye durmuşlardı.
Akıl sır ermez bir garip kutu.
Ta Ankara’da okunan türkü gelip Muhtar’ın odasında gaz sandığı gibi bir âletten duyuluyordu.
Sanki içinde birileri vardı.
Köylüler -hele yaşlı kadınlar- bir zaman radyonun yanında mahrem konuşamaz oldular.
Casus gibi duruyordu köşede.