İngiliz edebiyatının en güçlü kalemlerinden Charlotte Brontë'nin kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenen kahramanı Jane Eyre'ın bu klasik hikâyesi, gerek kasvetli havası gerek erkeklerin egemen olduğu bir dünyada kadın olmanın zorluklarını anlatmasıyla gerçek bir başyapıt.. Kitabı okuduktan sonra insan kendisine şu soruyu soruyor ben de bu kadar güçlü olabilir miyim? Ben de yapabilir miyim? Cevap olarak evet diyebiliyor İnsana o cesareti veriyor bu kitap...
Öncelikle kitap gerçekten çok güzel yazılmış ve kesinlikle tavsiye ediyorum. Kitapla karşılaşma hikâyemden bahsetmek istiyorum biraz ben mezun olmadan önce karşıma Jane Eyrenin küçükken zorluklardan sonra öğretmen olduğu ve çok karışık bir şekilde büyüdüğü ile ilgili bir yazı çıktı ve o günden sonra üniversitenin kütüphanesinde kitabı aramaya başladım ne yazık ki bulamadım. Birkaç hafta sonra sınıf arkadaşımla bir gün bu konuşmadan bahsettim ertesi gün yanıma geldi ve kitabı masama bırakıp kitabı bana hediye etti ve o kadar mutlu etmişti ki beni. İşte benim Jane Eyre ile ilk karşılaşmam böyleydi. Daha o gün belliydi onu gerçekten severek okuyacağım. Kitabın içeriğinden bahsetmek istiyorum biraz.
Hayatın acı ve zorluklarıyla küçük yaşta tanışmış, anne ve babasını kaybettikten sonra yengesi ve kuzenleriyle birlikte yaşamak zorunda olan küçük Jane, hizmetçilerin insafına bırakılarak büyür. Haksızlıklara tahammül edemeyişi, sabırsızlığı ve çabuk öfkeye kapılması sonucu gönderildiği Lowood Kurumu'nda zorlu 8 yıllık eğitim sürecinin ardından, 2 yıl da öğretmen olarak kalır. Bu süreçte duygularını kontrol etmek, olaylar karşısında soğukkanlı kalmayı öğrenmek gibi birçok gelişme gösteren Jane Eyre, Edward Rochester'ın malikânesinde mürebbiyelik yapmak üzere okuldan ayrılır.
Hayatında önemli bir adım atmış olan