Hayat ki akıp gider bulanık bir su gibi
Korkulu rüyalarla geçen bir uyku gibi...
Çabalama... Kabul et bunu olduğu gibi !
Hayattan fazla bir şey bekleyenler delidir..
İnmiş sırtıma ömrün,
İnsafsız bir kırbacı.
Gördüm başımda bugün:
Beyazlaşan ilk saçı.
Şimdi bana hoş gelen
Bürümüş gibi aklar
Yarın öbür gün birden
Bire çoğalacaklar.
Beni okşa, sar diye
Bana yalvaran çiçek,
O gün ihtiyar diye
Başını çevirecek…
Fakat bu bir teamül
Kâinat kadar eski…
Boş yere üzül
Dünya buna değmez ki…
Biraz kalender olmak:
İşte hayatın ilmi.
Âlemde heder olmak
Pek tabiî değil mi?
Elbet ihtiyarlayıp
Toprağa döneceğiz
Biz bir günde parlayıp
Bir günde söneceğiz.
Hastayım, hasta… Ölgün…
Gördüm yüzümde bugün:
Bir sürü buruşuklar…
Daha yirmi yaşında
Beliriyor karşımda,
Siyahlaşan ufuklar…
Ne kadar boşmuş hayat.
İşte, bana birkaç hat
İhtiyarladın! diyor…
Bu çizgiler bir nehrin,
Yatağında derin
Çukurlara benziyor:
Bir sel gibi ömrümüz,
Akarak gece gündüz
Kazmış bu çukurları…
Biz ki sönmüş bir koruz;
Bilmem ne bekliyoruz
Böyle benzimiz sarı…
Acı bir hırıltıyla parçalandı gırtlağı;
Ecel çözdü hayatla arasındaki bağı.
Çenesi yana düştü, gözünün feri söndü,
Vücudundaki en son hayat eseri söndü…
Halbuki bir zamanlar bu da kabadayı imiş,
Bu da adam öldürmüş bu da canlara kıymış;
Günahının tokadı onu da yere serdi:
Kuduz köpek gibi sokaklarda geberdi…