Altı Harfli Bir Tatlı bana göre aslında bir “kaybolma” hikâyesinden çok, insanların fark edilme ihtiyacını anlatıyor. Selime Teyze’nin yaşadıkları boyunca en çok hissettiğim şey yalnızlık oldu. Ama bu yalnızlık kalabalığın içindeki yalnızlık. Etrafında insanlar var, çocukları var, bir hayatı var ama yine de kendini görünmez hissediyor.
Kitabı okurken zaman zaman Selime Teyze’ye kızdım, zaman zaman da onu çok haklı buldum. Çünkü insan yaş aldıkça sadece bakıma değil, değer gördüğünü hissetmeye de ihtiyaç duyuyor. Bence yazarın en başarılı olduğu nokta da bu: Karakterleri tamamen haklı ya da tamamen haksız göstermemesi.
Bir de kitap bana şu soruyu düşündürdü: “Biz sevdiğimiz insanları gerçekten görüyor muyuz, yoksa onların hep orada olacağını düşünüp ihmal mi ediyoruz?” Bu yüzden kitap sadece yaşlılıkla ilgili değil; aile içindeki iletişimsizlikle de ilgili.
Benim için kitabın en güçlü yanı olaylar değil, bıraktığı duygu. Bitirdikten sonra insanın aklına kendi annesi, babası, anneannesi ya da babaannesi geliyor. Bu etkiyi bırakan kitaplar da bence özel oluyor.