Ben bir kağıdım. Kırılgan ve ince. Güneşe tutulurum ve o içimde parlar. Üzerime yazılır ve bir daha asla kullanılmam. Bir tarihtir tüm bu çizikler. Bir hikaye. Başkalarının okuması için bir şeyler söyler ama okuyanlar yalnızca sözcükleri görür, neyin üzerine yapıldıklarını değil. Ben bir kağıdım ve benim gibi pek çokları olsa da hiçbiri benzemez bana. Kat yerlerim var benim. Oyuklarım var. Islatırsan eririm. Ateşe verirsen yanarım. Ser ellere verirsen buruşurum. Parçalanırım. Ben bir kağıdım. Kırılgan ve ince
“Burada ağaç yaprakları sana seslenecek, kayalar sana gülümseyecek, nehir seni selamlayacak. Burada fakirlik de yok zenginlik de; keder de yok acı da; kin de nefret de… Burada herkes ölümde eşitliği buluyor.”
“Buranın adı ne?” diye sordu. “Gömülmeyenlerin ülkesi,” dedim.
Taşranın bu kadar derinliklerine hiçbir devlet yetkilisi gelmez, o yüzden asfalt burada bitiyor, dedi taksi şoförü. Afallamış şehirli çocuk ifademi görünce, köy yollarının yalnızca teftişe gelen yöneticilerin konforu için yapıldığını açıkladı.
"Kutudaki iki kurabiyenin, yediğim ilk kurabiyeden hiçbir farkı yok. Tüm kurabiyeler eşit derecede harika."
Şimdi anlıyorum. Doğduğum gün, şu anda yaşadığım gün ve geleceklerdeki birçok yarın. Hiçbir gün, bir diğerinden farklı değerde değildi.