Kitabın anlattığından çok bende uyandırdığı düşünceleri paylaşmak istiyorum nede olsa anlatılan şey değişmez ama çıkarımlar kişiye özeldir.
Devletin pis çıkarları için halkı susturmak amacına ulaşacak her şeyi yapacak olmasını kimse görmüyor. Körlük ve görmek arasındaki farkın bu yüz yılda olduğu pek de söylenemez.
Madalyalar ölülerin topraklarında yeşermeyecek çünkü düşünce ekilmek istenmeyen onlarca zihin, uyuşuk hayatlara mahkum ediliyor. Uyuşukluk, uyumuşlukla taçlandırılıyor. Ağlayan adalet ve kör vicdanlar oluyor. Ölümün normlalleştirildiği topraklarda sistem iktidarı korumakla yükümlü, halksa dönen çarkın dişliler arasında umudunu korumaya çalışarak umutsuzluğa sürükleniyor, arada kaldığı ama kanı dökülmediği sürece ise yaşam diyor. Nefes almanın düşünceleri susturmaya yettiği dönemlerin son hasadı yine sinmiş toplumlar üzerinden kazanılan milyar dolarların kaybıyla sonuçlanıyor.
Toplu hareketlerin bir amaç uğruna yapılacağından çok protesto edilen şey sistemi kışkırtmakla suçlu sayılıyor, yasal haklarını varlığı sadece anayasada kalıyor çünkü uygulamanın yükü değişmi gerektirecek bu da sistemin ağır yenilgisiyle sonuçlanacak. Bunu bilen sadece halk değil ki zaten bu noktada ayrım oluşuyor. Kimin zengin kimin fakir olacağı çalışmak ya da eşitlikle açıklanacak kadar derinlemesine incelemeye değer görülmüyor, güç iktidarsa para adaletsizliğin kumbarasına dökülmeye hak kazanıyor. Halkın sustuğu sanıldığı oysa gündelik hayatta kafasında dönen onlarca sorun, düşüncelere dönmeden önce sessizlik imbiğinden ayrışmaya hak kazanıyor, bu ise biçim kazanan şeylerin sandığından daha değerli olduğunu gösteriyor.
Yaşanan onca soruna günah keçisi aranırken suçsuz yargılanan binlerce insana sebebiyet veriyor. İstendiği zaman sahte delillerin bile ortaya çıkartıldığı ve toplumda