Selamlar. Arada girip bakıyorum buraya; pek bir şey yok. Genelde otomatik pilotta yaşayan insanlarla dolu. Çoğu, beğeni almak ve onaylanmak için burada. İçindeki eksikliği kapatmaya çalışıyor. O kadar yalnız ki “belki burada tamamlanırım” sanıyor. Ama anlamadıkları şey şu: O eksiklik hiçbir zaman dışarıdan kapanmayacak.
Aradığınız şey burada değil.
İnsanlardan onay almak, sevgi dilenmek, sürekli beğenilmenin peşinden koşmak… Eskiden ben de yapardım bunları. Görülmek isterdim, sevilmek isterdim. Ama sonra kendime şunu sordum:
Bunu gerçekten isteyen ben miydim?
Yoksa beynimdeki ilkel bir mekanizma mı beni buna sürüklüyordu?
Aslında tamamen içgüdüseldi. Beynim hâlâ taş devrinde yaşıyordu, ben ise modern dünyada aynı dürtülerle oradan oraya savruluyordum. Sürekli tüketen, kıyaslayan, dopamin peşinde koşan bir döngü…
Sonra fark ettim:
Kurtuluş yolu dışarıda değilmiş.
Üstelik insanın ilk bakacağı yerde de değilmiş.
Çünkü sistem sizin gerçekten iyi olmanızı istemez. Düzen; tüket, çoğal ve öl mantığı üzerine kurulu. Sürekli meşgul, sürekli eksik, sürekli aç kalman gerekiyor ki çark dönsün.
Ama insanın içinde başka bir alan var:
Düşünen tarafı.
Gözlemleyen tarafı.
Bilinci.
Aradığınız şey aslında içinizde saklı. Beyninizde, aklınızda, farkındalığınızda… Ama çoğu insan hayatı boyunca oraya bakmıyor. Çünkü dış dünyanın gürültüsü, insanın kendi iç sesinden daha yüksek çıkıyor.