Aşk uğruna kendini parçalayan, sevgi için dilenen insan, aslında zihninin karmaşık bir yanılsamasının esiri olur. Çünkü aşk, sevgi ya da tutku sandığımız şeyler, varoluşun temel dürtülerinden, hayatta kalma içgüdüsünden ve ölüm korkusundan başka bir şey değildir. Aşk dediğimiz his, cinselliğin ve neslin devamının ince örülmüş kılıfıdır; bir anlamda yaşamın kendi fıtratındaki hayatta kalma kodudur. Bunu kavradığında, sahte kutsallıklarla örülmüş bu duyguların ağırlığı hafifler, hayatın gerçek yüzüyle yüzleşir ve artık onun seni esir almasına izin vermezsin.