Elbeyi Nazmi Uçan

Elbeyi Nazmi Uçan
@Zincirbozan29
“Umut belkide gelecek sayfadadır, kapatmayalım kitabı..”
Öğretiyoruz Ama Eğitemiyoruz!
Bu ülkede hâlâ “eğitim” ile “öğretim” arasındaki farkın anlaşılmaması, yaşadığımız acı olayların en temel sebeplerinden biridir. Okullarda verilen şeyin adı çoğunlukla öğretimdir. Yani bilgi yüklemesi… Matematik, fizik, kimya, Türkçe… Peki ya eğitim? Yani karakter, ahlak, vicdan, saygı, merhamet, adab-ı muaşeret? İşte orası büyük bir boşluk. Bugün bir çocuğun babası emniyet müdürü, annesi öğretmen olabilir. Ama bu, o çocuğun “eğitimli” olduğu anlamına gelmez. Çünkü eğitim sadece aile mesleğiyle değil; değerlerle, rol modelle, sistemle ve kültürle inşa edilir. Biz ne yaptık? Çocukları bir yarış atına çevirdik. “Sınav kazansın, doktor olsun, mühendis olsun…” dedik. Sonuç? Meslek sahibi ama insan olamamış bireyler… Vicdanı eksik doktorlar, sorumluluğu zayıf mühendisler, öfkesini yönetemeyen öğretmenler… Çünkü biz “insan yetiştirmeyi” ikinci plana attık. Eskiden karnelerde sadece ders notu yoktu. Davranış notu vardı. Temizlik, düzen, arkadaş ilişkisi, saygı… Şimdi ise sadece başarı alkışlanıyor. Ahlaklı olmak? Ya “saflık” olarak görülüyor ya da dışlanma sebebi oluyor. Oysa bir toplumun geleceğini belirleyen şey, sadece zeki bireyler değil; karakterli bireylerdir. Eğer biz hâlâ eğitimi, öğretim zannederek yol almaya devam edersek; daha çok “başarılı ama tehlikeli” insanlar üretiriz.
1000Kitap
Elbeyi Nazmi Uçan
Eğitim veya terbiye ile ilgisi olan bir konu olmadığını, çocuğun psikolojik rahatsız olduğunu çevresindeki insanların açıklamaları ve en önemlisi doktorunun koymuş olduğu teşhisiyle öğrenmiş bulunuyoruz. Burada en kritik nokta tedavi sürecinin neden ciddiye alınmadığı konusu. Sosyal yaşama ayak uyduramayacağı, bu konuda ciddi riskler taşıyan fikirleri olduğu açıklanmış olmasına rağmen neden bu çocuğun ruh ve sinir hastalıkları bölümüne sevk edilmediği, kapalı bir alanda tutulup tedavi edilmeye çalışılmadığını sorgulamak gerekir. Almanya’da güvenlik görevlisi olarak zaman zaman psikiyatride de çalışan biriyim, bu tip sorunları ayyuka çıkmış insanların eğitimi çok zor olduğunu gördüm. 12, 13 yaşında ki çocukların “suicide-intihar eğilimi” teşhisiyle psikiyatride ilk etapta 6 ay tutulduğuna şahit oldum, yüksek risk taşıyanların özel tutulduğu o bölümde “zıvanadan çıkan” hastaları kontrol etmek için yerine göre 8-10 polisin çağrıldığı günler oluyordu, nasıl eğiteceksin bu durumda olan insanları. Personeli korumak için başında beklediğim bir hasta orada 13’ncü yılını geçiriyordu. Ona verilen terbiye veya eğitimin hangi düzeyde olduğunun hiç bir önemi yok. Kişiyi “Jeffrey Dahmer” olarak etiketleyen, salınırsa toplum için önemli bir sorun olacağına hükmeden irade onda terbiye tutmayacağı, eğitimin üzerine oturmayacağını anlamış çareyi kapalı alanda tutmakta görmüştü. Şimdi İsa Aras’a dönüp baktığımızda, sorunun eğitiminden, terbiyesinden ziyade, tedavisinde olduğu, “topluma uyum konusunda problem yaşayacağı" bu nedenle yakından takip edilmesi gerektiği vurgulanmış olmasına rağmen ailesi tarafından hiç bir önlem alınmamış olması sorunun kilit noktasıdır. Bu teşhisin şu anlama da geliyor olduğunu da konuya dahil edersek; “Davranış Bozukluğu” (Conduct Disorder): Toplum kurallarını hiçe sayma, başkalarının haklarına saldırı ve empati yoksunluğu ile karakterize edilen kategori. Böyle bir tanıyla uyarılan ailesi maalesef teşhisin ciddiye alınmamasıyla bu yaşanan acı vakanın başlıca sorumluları olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Böyle bir rahatsızlığı olmayan insanın oynadığı oyundan, izlediği diziden “etkilenip” saldırganlığa evrilmesi söz konusu olmaz. Eğer bunu savunacak olursak, toplumun içerisinde bir kaç kişinin değil, binlerce kişinin bu tip davranışı sergilemesi gerekirdi. Zira “mafya dizisi” denilen o kategoriyi dünya üzerinde milyonlarca insan izliyor! Varsa da, etkisinin minimal kalması dizinin değil, psikolojik problemli insanın karakteriyle ilgili olduğunun bir başka göstergesi. Bununla beraber, İsa Aras’ın otopsi raporunda elde edilen bulgulara göre sağ bacağından kesici/delici bir aletle yaralandığı, bunun damarına denk geldiği, kan kaybından ölmüş olduğu açıklandı. Bu doğruysa bunun sorumlusu da bulunmalıdır.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Buzdolabı Vatandaşları
8/10
·114 syf.··
2024 25. kitabı
Emre Turan, ülkemizde “yerli klasikler” olarak kabul ettiğimiz eserleri vücuda getiren Sabahattin Ali gibi, Peyami Safa gibi ya da Halit Ziyâ bey gibi ve ismini burada esame listesi şeklinde uzatmamak adına saymadığımız onlarca büyük yazarlarımızın oldukça etkin eserlerini severek okuyan insanımıza, belkide hiç beklemediği bir eser sundu. “Fabl” olarak adlandırılan, hayvan veya bitkiler arasında geçmiş gibi yansıtılan konuşmaları hayal dünyamıza uyarıcı bir üslup ile nüfus ettiren yazar, dünya nüfusunun, özellikle varlıklı kesiminin, aklına bile getirmediği israf konusunu sebzeler ve meyveler üzerinden işledi. Akıcı bir lisan kullanan Turan, sanırım, mesleğinin de kazandırdığı duyguyu adeta -Parlak Domates’in- açısından kaleme almış, okurla etkileyici bir biçimde buluşturmuştur. Sebzelere bunu yapan, bir aşk romanında, tarihi bir roman yazmak istediğinde, ya da içinde olasılık teorisi barındıran siyasi entrikalarla dolu bir roman yazmak istediğinde insanlara neler yaptırmaz ki.. başarılı bir çalışma olan -Buzdolabı Vatandaşları- eserinin ardından yeni romanlarıyla bizlerin okuma zevkine hitap edeceğine inandığım Emre Turan’ın eserlerini sabırla bekliyor olacağım.
Edebiyat & Roman
Buzdolabı VatandaşlarıEmre Turan · Fihrist Kitap · 2023265 okunma
Emre Turan isimli okura yanıt verildi
Elbeyi Nazmi Uçan
Zor bir adımı, bana göre, başarıyla attınız. Özgüveninizden ötürü tebrik ediyor, yeni eserlerinizi bekliyorum Emre bey.
Kitap okumak dışında en çok hangi hobi sizi mutlu ediyor?
1000Kitap
Elbeyi Nazmi Uçan
Kitap okuyanlardan, okuduklarını dinlemek.. :)