Tek kelime ile muntazam bir kitap, tam bir rehber. Aslında her alanda Türkiye’nin nasıl yükseleceğini örneklendiriyor. Bunu da Türkçülüğü her ayrıntısıyla açıklayarak yapıyor.
Örneğin; Doğu ve Batı medeniyetinin ikisini birden almamız mümkün değildir, diyor. Hangisi daha ileride ise onu tatbik etmeli. Askeri ve tıp alanlarını örnek vermiş. Eğer, ikisi birden uygulanırsa bu ikiliğe sebep olur, diyor. İki türlü mahkeme, iki türlü eğitim, iki türlü vergi, iki türlü bütçe, iki türlü kanun..
Ayrıca Türkçülüğün halktan, Osmanlıcılığın devşirmelerden meydana geldiğini ve bu iki tarafın zamanında birbirini sevmediğini vurguluyor.
Batı medeniyetini Batı Roma; doğu medeniyetini Doğu Roma şekillendirmiştir . Yani şark medeniyeti dediğimiz aslında Bizans kalıntısıdır. Onu terk etmemiz aslında bir şey kaybettirmez, diyor.
Osmanlının dağılma sebeplerini kanıtlar sunarak açıklıyor. Çöküşün sebeplerinden en büyüğünün tebaanın kendi dillerine yoğunlaşması ile millet kavramının ortaya çıkmasına bağlıyor.
Türk dili ile ilgili çıkarımları olağanüstü.
Milli kültür üzerinde çok duruyor. Sürekli korunması ve geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Kitabın son cümlesi oldukça vurucu:
“Ey bugünün Türk genci! Bütün bu işlerin yapılması asırlardan beri seni bekliyor.”
Türkiye’de Allah’ın kılıcı halkçıların pençesinde ve Allah’ın kalemi Türkçülerin elinde idi. Türk vatanı tehlikeye düşünce, bu kılıçla bu kalem izdivaç ettiler. Bu izdivaçtan bir cemiyet doğdu ki, adı Türk Milleti’dir.
Bir millet, dinî kitaplarını okuyup anlayamazsa, tabiîdir ki, dininin hakiki mahiyetini öğrenemez. Hatiplerin, vaizlerin ne söylediklerini anlamadığı surette de ibadetlerinden hiçbir zevk alamaz. İmam-ı Azam Hazretleri, hatta namazdaki surelerin bile millî lisanda okunmasının câiz olduğunu beyan buyurmuşlardır. Çünkü ibadetten alınacak vecd, ancak okunan duaların tamamıyla anlaşılmasına bağlıdır.