Yeryüzü kocaman bir sofradır, binbir çeşit canlıyı içinde barındıran ve onları nimetleri ile doyuran.
Envai çeşit canlı,varlığını sürdürebilmek için bu sofradan payını alır ve de almalı.
Çok çok eskiden bir dergide şöyle bir cümle okumuştum "doğa adaletlidir,herkese eşit davranır." Bu cümleyi analiz ederken kendimce şu kanıya varmıştım.(Tabi o zamanlar henüz göçmek zorunda kalmamış,değer verilen bir yurttaştım)İnsan zalim olsa da doğa cömerttir, barındırdığı bütün güzelliklerini yaradılanlara sunar.
O zamanlar bir kesinlik gibi gelen bu düşünce göçmeye başladıktan sonra bende bir soru haline geldi:
Sunar ama herkese mi ?
Tabiki de hayır!
Toplumların, ülkemin barındıramadığı "beni" doğa mı kabullenecekti, o mu güzelliklerini sunacaktı bana ?
Tabiki de hayır!
Peki kimim ben ?
Adım göçmen, aslında göçmek zorunda kalan, yersiz, yurtsuz!
Binbir canlıyı içinde barındıran dünyanın bile herhangi bir noktasında barındıramadığı ordan oraya savurduğu,kimse tarafından görülmeyen, itilip kakılan ve sürekli hor görülen göçmen.
Yurdumda bir kimliğim,düzenli bir hayatım vardı her ne kadar sizler bunu bana yakıştıramasanız da saygı duyulan bir insandım.
Ailemle yaptığım bir piknik, ayda yılda bir yapmaya çalıştığım deniz kaçamağı kimsenin zoruna gitmezdi. İnsanlar benimde ailemle güzel bir etkinlik hakkımın olduğunu bilirlerdi ama göçmeye başladıktan sonra basit bir aktivitem bile insanların gözüne gelmeye başladı çünkü ben göçmendim ve en kötü şartlarda yaşamalıydım aksi bir durum çok dikkat çekerdi.
Sonuç olarak kaybedenim ben, kimse beni kendinden görmez çünkü acılarımdan başka verebileceğim hiçbir şeyim yok.
Kaybettim ben, hayallerimi en önemlisi geleceğe yönelik umutlarımı...
Evet ben bir göçmenim, kaybetmeye göçtüğüm gün başladım.
Mehmet ÖZTÜRK