Nuran Kılıç

10/10
·504 syf.··
2025 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2025 23:19
1921'den 1940'a kadar süren Büyük Buhran öncesi, Büyük Buhran, Toz Fırtınası, yoksulluk ve kıtlık dönemlerini kapsayan tarihi kurgu romanı: Dört Rüzgar. Elsa, ailesi tarafından sevilmeyen, çirkin bulunan bir kızdır. Hayatı odasından ve kitaplarından ibaret olan Elsa, bir gece Rafe isminde bir gençle tanışır, ondan sonra Elsa'nın Rafe ile evliliği başlar. Elsa bu evlilikle yaşamın küçük dünyası ile sınırlı olmadığını öğrenir. Rafe'nin ailesi sayesinde hayat, çiftçilik, toprağın önemi nedir sorularının cevabını öğrenir. İki çocuğuna olan sevgisi de buna eklenince mücadeleci bir kadın oluşmaya başlar. Toz Fırtınası yüzünden oğlu rahatsızlanınca çok sevdiği Teksas topraklarına veda edip California'ya iki çocuğu ile bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk öyle bir yolculuk ki bu yolda kıtlık, yoksulluk, sel, çiftlik sahiplerinin acımasızlığı, değersizlik hissi gibi birçok kötü durum yaşarlar. Bu olumsuzluklar yer yer "Artık yeter!" dedirtse de o, anne gücü sayesinde hiç pes etmez. Kitabın benim için en başarılı yönü, betimlemelerin çok güçlü ve insanı etkiliyor olmasıydı. Toz fırtınaları bölümünü okuyunca gözlerim toz oldu, ağzımdan kumlar çıkıyor sandım, kaldıkları ormanlık alanın her detayı aklımda sanki, öyle bir yer olsa Elsa ve çocuklarını bulabilirmişim gibi. Tarihin tekerrür olduğu gerçeğini de fark ettim. Elsa ve diğerlerinin şehirlerini bırakıp başka şehirlerde yer bulma çabaları Suriyelileri getirdi aklıma. Onlara da yer yer pisliklermiş gibi davranıldı, bazen onların da aslında böyle olmasını istemediklerini fark etmedik sanki. Ayrıca grev, faşizme direnmek, sloganlar atmak, fakirlerin zenginleri daha çok zengin etmeye mecbur bırakılması, hepsi bu dönemde de yaşanıyor. İnsanlar farklı, dönemler farklı ama yaşananlar hep aynı. Kristin Hannah'ın okuduğum üçüncü
Dört RüzgarKristin Hannah · Pegasus Yayınları · 2023436 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·168 syf.··
2025 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2025 23:04
Aşırı ön yargılı olduğum bir yazar olan Ahmet Hamdi Tanpınar'ı kitap kulübümüz sayesinde okumuş oldum. Ön yargılı olma sebebim tamamen benden kaynaklı çünkü Ahmet Hamdi Tanpınar herkes tarafından anlaşılacak bir yazar değil gibi gelir bana, onu okumak anlamak her babayiğidin harcı değil. Neyseki ön yargılarımdan tamamen sıyrıldım an itibariyle. Dili, edebi yetkinliği basit değil ama odaklanınca keyif veren bir üslubu olduğunu düşünüyorum artık. Mahur Beste'de ana karakterimiz olan Behçet Bey; yaşını başını almış bir adamdır, evin çalışanları dışında yalnızdır. Cavide isminde bir akrabasının kendi evine taşınacağı haberi ile başlanır hikaye. Kitap bölümlerden oluşuyor, haklı olarak ikinci bölüme geçerken Cavide'nin gelmesi ve olayların başlamasını bekliyor insan ama bölümler ilerledikçe geçmişe gidiyor hikaye. Bahçet Bey'i ve çevresinde var olmuş kişileri de tanımaya başlıyoruz. İki kelamla tanımaktan bahsetmiyorum ama babası, eşi, akrabaları... Hepsinin kim olduğunu, psikolojik ruh tahlillerini de öğreniyoruz. Bununla da kalmıyoruz Osmanlı'nın son dönemlerini de yer yer satır aralarında yer yer o aralardan çıkartıp geniş geniş anlatmış Tanpınar. "Mahur Beste, bitmiştir, bitmeyen bütün hikayeler gibi..." denilerek herkesin hikayesi yarıda bitiyor yani bölümlerin belli bir sonu yok. En sonki bölümde Tanpınar, Behçet Bey'e bir mektup yazarak tüm anlatılanları özetleyen bir son vererek daha önce karşılaşmadığım bir son ile tanıştırıyor beni. Yazarın edebi diline hayran kaldım, eski dille yeni dili çok güzel harmanlamış, tek bir eseriyle yazarın musiki, zaman, saat kavramlarına düşkün olduğunu gördüm. Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi zirve eserlerini de okuyacağım inşallah çünkü ön yargı yerini hayranlığı bıraktı bende.
Mahur BesteAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 20238,3bin okunma
9/10
·424 syf.··
2023 11. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2023 23:26
"Sevildiğini bilmeyen çocuklar kendilerini de sevmezlermiş çünkü." Bebekken terk edilen ve bu yüzden sevilmediğine inanan Süreyya da ne kendini sevebildi ne de çevresindekileri... Süreyya'nın bir akşam telefonu çalar ve arayan, onu bebekken terk eden annesi Mesude'dir. Neden terk ettiğini anlatmak için aramıştır tam kırk üç sene sonra. Haklı sebepleri var mı, neden onca yıl değil de şimdi, Süreyya onu affedecek mi? Bu soruların cevabı var kitapta ama bu telefon konuşması çok kısa sürüyor. Kitabın asıl konusunu bu telefon görüşmesine gelene kadar anne kızın neler yaşadığı oluşturuyor. Yazarımız Nermin Yıldırım'ın ilk kitabı bu eser ve benim de okuduğum ilk kitabı oldu. Dili akıcı, cümleleri etkileyici, kurgusu başarılı bir yazar kendisi ve bundan sonra diğer kitaplarını okumam için fazlasıyla yeterli sebepler bunlar. Süreyya karakteri çok başarılıydı o kadar başarılı ki yer yer aşırı gıcık oldum, tamam yeter bir terk edilen sen değilsin, hayata bir adım at, kır duvarlarını dedim ama nerdeeee Yazarımız geçmişten günümüze yaşanmış siyasi, toplumsal birçok olaya da karakterler aracılığıyla yer vermiş bu sebeple Türkiye arşivi edinmiş oldum bir miktar. En üzüldüğüm de geçmişte de ne çok deprem yaşamış olduğumuz oldu Tek bir nokta kafamı karıştırdı: Süreyya kitapta hayali yazar (yazdığı eserleri para karşılığı başka bir kişiye satıyor, kitap da para veren kişinin eseri olmuş oluyor) ve yazdığı eserleri de kitapta çok fazla anlatmış yani bu kadarına gerek var mıydı kitap içinde kitap hatta kitaplar okumak şart mıydı bilemedim, ha sevdim mi sevdim ama soru işareti olarak kaldı bende.
Unutma Beni ApartmanıNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20176,2bin okunma
Erkekler böyledir kızım. Onlar, en iyisi bile seni anlamaya çalışmaz. Kendisini anlamanı bekler sadece.

Nuran Kılıç

, 2022 okuma hedefini ekledi.
2022 OKUMA HEDEFİ
53/50 kitap - %106 tamamlandı
53 kitap okudu
50 kitap
13,3bin sayfa
45 inceleme
263 alıntı