Zukoddd

Zukoddd
@Zukod
Bazen okur bazen yazar..Bazen okumaz sadece izler.Nefes alır ama yaşamaz
Lisans
31 Mayıs 1994
7 okur puanı
Aralık 2025 tarihinde katıldı
Bit Artık
Son birkaç gündür öyle bir yorgunluk taşıyorum ki içimde… Sanki sadece bedenim değil, yıllardır ayakta kalmaya çalışan bütün yanlarım yorulmuş gibi. Bir yere çöküp uzun uzun susmak istiyorum artık. Ne konuşmak, ne anlatmak, ne toparlamak… Sadece durmak. Ama hayat insanın omzundan tutup kaldırıyor yeniden. “Devam et,” diyor. “Şimdi değil.” Bir yanda taşınmanın telaşı…Bir yanda işin bitmeyen ağırlığı. Bir yanda daha dünyayı tanıyamadan gözlerini açmış, sıcaklık bekleyen küçücük kediler… Ve bütün bunların arasında kendime ayırabildiğim tek şey belki birkaç yorgun nefes olmuş. Fark etmeden tükenmişim. İnsan bazen kendini en son fark ediyormuş. Dört yıldır yaşadığım bu şehirden ayrılıyorum şimdi. Ama bu yalnızca bir şehir değildi benim için. İnsan bazı yerlere sadece yaşamaz; büyür, kırılır, değişir. Ben burada başka biri oldum. İlk kez burada bazı şeyleri gerçekten hissettim. Çok şey kazandım bu sokaklarda… Ama kaybettiklerim de az değildi. Ve içimde ne biriktiyse hep bu şehrin kıyılarına anlattım ben. Denizine söyledim sustuklarımı. Irmağına bıraktım içimde çürüyen cümleleri. Geceleri sokaklarında yürürken kendimi toparlamaya çalıştım defalarca. Bu şehir benim şahidim oldu. Şimdi giderken ardımda bırakmam gereken bir can var: Tomris. Onu burada bırakma düşüncesi bile göğsümün içinde ağır bir taş gibi duruyor. Ve tam giderken hamile kaldı. Ne kadar korumaya çalışsam da bazı şeyler kader gibi geliyor insanın önüne. Sonra o doğum… Hayatım boyunca unutamayacağım bir sessizlik bıraktı içime. Ölü doğan yavrular… Yaşasın diye avuçlarımın içinde titreyen küçücük bedenler… O kadar uğraşmama rağmen yaşama tutunamayan minicik kalpler… Hepsi birer birer gitti. Sonra Tomris’le göz göze kaldık uzun uzun. Hiç konuşmadan birbirimizin acısını anladık sanki. Onun gözlerinde kaybetmenin
Reklam
3 gündür uyumadan onları hayatta tutmaya çalıştım ama bazen ne kadar çabalarsakta olmuyor.Hayvanlar galiba hissediyor ve kalamıyorlar.Bu kayıplar beni gerçekten yordu...Özür dilerim Tomris kızım umarım onlarla başka bir yerde buluşuruz
Sadece bir tane yavrumuz kaldı...Umarım o tutanabilir bu yaşama savaşına

Zukoddd

@Zukod
·
Dün bütün gece uyuyamadığım için molamda olduğum yerde uykuya dalmışım.Hatta rüya bile gördüm.Rüyamda kızım Tomris doğum yapıyordu bunun için biraz daha zaman vardı ama rüyamda buna çok şaşırmıştım.Eve geldim temizlik yaparken minik kedi sesleri geliyordu bir baktım Tomris doğurmuş.Henüz erkendi doğum için ama şu an sarılıp uyumalarını seyretmek o kadar huzur verici ki..
Failimin adı:Nisera
Zamanın ilk kez ne zaman başladığını, akreple yelkovanın o bitmek bilmeyen döngüye ilk ne zaman adım attığını hiçbirimiz tam olarak bilemiyoruz. Ama insan denilen o hem muazzam hem de bir o kadar bencil ve kusurlu varlık dünya sahnesine çıktığından beri, cevabını aramaktan yorulduğumuz tek bir soru var: Bir insan, bir başka insanı gerçekten hiçbir çıkar gözetmeden, hiçbir koşul öne sürmeden, olduğu gibi ve sonsuzca sevebilir mi? Eğer bu satırları okuyorsan muhtemelen senin de içinde bir yerlerde bu soruya verilen o sessiz, buruk ve artık inanmayan cevabın sızısı geziniyordur.Çünkü dürüst olmak gerekirse, ben de artık o eski masallara, o gökyüzü kadar geniş ve karşılıksız olduğu iddia edilen sevgilere inanmakta çok güçlük çekiyorum... İlişkilerin, özellikle de hayatın tam merkezine koyduğumuz o devasa duygunun —yani aşkın— doğası çok değişti. Aşk öyle tuhaf, öyle amansız bir çelişki ki; insanı tek bir bakışla, tek bir tatlı sözle yeniden doğuracak kadar güçlü, ama aynı zamanda henüz nefes alırken, kalbin göğüs kafesinde delicesine çarpıp dururken seni binlerce kez öldürecek kadar da acımasız. Yaşayan bir ölüye dönüşmek nedir bilirsiniz; ciğerlerine hava dolar ama ruhunun gırtlağı sıkılmıştır. İşte aşk, insanı bu arafta bırakabilen, nefes alırken canını alan yegane şey. Şöyle bir insanlığın ilk zamanlarına bakacak olursak: O dönemlerde her şey çok daha düz, belki de kaçınılmaz bir mecburiyetten ibaretti. İnsanlar birbirine muhtaçtı; doğanın vahşetine karşı tek başlarına ayakta kalamazlardı. Ortada seçebilecekleri milyarlarca insan, kusursuz profiller, tek bir parmak hareketiyle vazgeçebilecekleri alternatifler yoktu. Hayatta kalmak ve üremek bir zorunluluktu; yanındakine tutunmak, onun sıcaklığına sığınmak zorundaydın. O dönemde belki bugünkü anlamda romantik bir
Reklam