İnsan, acıyı sadece kendine ait sanıyor bazen.Sanki bir kaybın ardından göğsünde açılan o boşluğu yalnızca kendi türü hissedebilirmiş gibi. Oysa dünya, sessiz yaslarla dolu. Konuşamayan ama kaybı taşıyan canlılarla…
Bir fil sürüsü mesela.Sürünün yaşlı dişisi öldüğünde diğer filler onun kemiklerinin başında saatlerce bekliyor. Hortumlarıyla kafatasına dokunuyorlar. Bazıları günler sonra bile aynı yere geri dönüyor.Çünkü özlemek, sadece insana ait bir kelime değil.
Kurtlar da eşlerini kaybettiklerinde uzun süre yalnız dolaşabiliyor. Daha sessiz avlanıyorlar. Daha az uluyorlar. Sanki seslerini eksik birine saklıyorlar. Bazı kuş türleri, özellikle kuğular ve penguenler, eşleri öldüğünde günlerce onların yanında bekliyor. Yemek yemeyi bırakanlar bile var. Çünkü alışkanlık dediğimiz şey aslında biraz da sevgidir. Birinin yokluğunda bozulan her düzen, onun bıraktığı gölgedir.
İnsan da böyle değil mi zaten?
Birini kaybettikten sonra kimse ilk önce “onu özledim” demiyor aslında. Önce çay bardağının eksikliğini fark ediyor masada. Mesaj atacağı kişiyi bulamıyor gecenin üçünde. Markette görünce almak istediği şeyi sepete koyup sonra geri bırakıyor. Çünkü yas, büyük cümlelerle değil; küçük boşluklarla başlıyor.
Hayvanlar acıyı saklamıyor.
Bir köpek sahibinin mezarı başında günlerce bekleyebiliyor. Bir yunus, ölen yavrusunu suyun üstünde taşımaya devam ediyor. İnsan ise çoğu zaman güçlü görünmeye çalışıyor. “Geçti” diyor. “İyiyim” diyor. Sonra gece herkes uyurken içinde hâlâ bir yerlerin ağladığını fark ediyor.
Belki de bu yüzden doğa bizden daha dürüst.
Çünkü hayvanlar unutmaya çalışmıyor. Kaybı hayatlarının içine dahil ediyorlar. Eksikle yaşamayı öğreniyorlar ama eksikliği inkâr etmiyorlar. İnsan ise çoğu zaman acıyı gömmeye çalışırken kendisini de gömüyor.
Bir hayvanın