Zukoddd

Zukoddd
@Zukod
Bazen okur bazen yazar..Bazen okumaz sadece izler.Nefes alır ama yaşamaz
Lisans
31 Mayıs 1994
6 okur puanı
Aralık 2025 tarihinde katıldı
dünyanın en güzel felaketi
Aşkın matematiği gerçek matematiğine uymuyor Nisera. Gerçekten de uymuyor. Çünkü okulda bize öğretilen hiçbir formül kalbi hesaba katmıyor. Kalbin toplaması başka, eksiltmesi başka.İnsanlar hayatına bir kişi olarak giriyor ama gittiklerinde içinden koca bir şehir eksiliyor. Sonra sana dönüp diyorlar ki: “Bir insan gitti işte.” Hayır. Bir insan gitmiyor sadece. Birlikte dinlenen şarkılar gidiyor. Sabah mesajları gidiyor. Bir sokaktan geçerken içinin sebepsiz hızlanması gidiyor. Gece uyumadan önce kurduğun hayaller gidiyor. Gelecek dediğin şeyin çatısı çöküyor. 1+1 bazen 2 etmiyor hatta 11 de olmuyor :) Çünkü iki insan yan yana geldiğinde toplama işlemi olmuyor sadece; birbirinin içine karışıyorlar. Senin korkuların onun sesine bulaşıyor. Onun çocukluğu senin gecelerine yerleşiyor. Eller birbirine değdiğinde iki ayrı insan olmaktan çıkıyorsunuz. Birbirinin içine akan iki nehir gibi aynı denize karışıyorsunuz. Sonra ayrılık geliyor. İşte orada matematik tamamen bozuluyor. Çünkü ayrılırken kimse yarı yarıya bölünmüyor.Kimse kalbinin tam ortasından cetvelle kesilmiyor. Bazı insanlar giderken bütünlüğünü de yanında götürüyor. Geriye kalan şey eksik bir beden gibi dolaşıyor şehirde. İnsan işe gidiyor, gülüyor, yemek yiyor, hatta bazen gerçekten mutlu olduğunu bile sanıyor ama bir tarafı hep eksik kalıyor. Sanki ruhundan küçük bir parça sökülmüş de yerine hiçbir şey konulamamış gibi. Bu yüzden ayrılıkların matematiği gerçek matematiğine uymuyor.Çünkü iki yarım her zaman bir tam etmiyor. Bazen iki yaralı insan birbirine sarılıyor ama birbirini iyileştiremiyor. Bazen çok seven iki insan aynı gökyüzünün altında birbirine yabancı oluyor. Bazen doğru insan yanlış zamanda geliyor bazen yanlış biri doğru zamanda.Bazen de sevgi yetmiyor. İnsan bunu kabul etmekte zorlanıyor.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Acı sadece bize mi ait ¿
İnsan, acıyı sadece kendine ait sanıyor bazen.Sanki bir kaybın ardından göğsünde açılan o boşluğu yalnızca kendi türü hissedebilirmiş gibi. Oysa dünya, sessiz yaslarla dolu. Konuşamayan ama kaybı taşıyan canlılarla… Bir fil sürüsü mesela.Sürünün yaşlı dişisi öldüğünde diğer filler onun kemiklerinin başında saatlerce bekliyor. Hortumlarıyla kafatasına dokunuyorlar. Bazıları günler sonra bile aynı yere geri dönüyor.Çünkü özlemek, sadece insana ait bir kelime değil. Kurtlar da eşlerini kaybettiklerinde uzun süre yalnız dolaşabiliyor. Daha sessiz avlanıyorlar. Daha az uluyorlar. Sanki seslerini eksik birine saklıyorlar. Bazı kuş türleri, özellikle kuğular ve penguenler, eşleri öldüğünde günlerce onların yanında bekliyor. Yemek yemeyi bırakanlar bile var. Çünkü alışkanlık dediğimiz şey aslında biraz da sevgidir. Birinin yokluğunda bozulan her düzen, onun bıraktığı gölgedir. İnsan da böyle değil mi zaten? Birini kaybettikten sonra kimse ilk önce “onu özledim” demiyor aslında. Önce çay bardağının eksikliğini fark ediyor masada. Mesaj atacağı kişiyi bulamıyor gecenin üçünde. Markette görünce almak istediği şeyi sepete koyup sonra geri bırakıyor. Çünkü yas, büyük cümlelerle değil; küçük boşluklarla başlıyor. Hayvanlar acıyı saklamıyor. Bir köpek sahibinin mezarı başında günlerce bekleyebiliyor. Bir yunus, ölen yavrusunu suyun üstünde taşımaya devam ediyor. İnsan ise çoğu zaman güçlü görünmeye çalışıyor. “Geçti” diyor. “İyiyim” diyor. Sonra gece herkes uyurken içinde hâlâ bir yerlerin ağladığını fark ediyor. Belki de bu yüzden doğa bizden daha dürüst. Çünkü hayvanlar unutmaya çalışmıyor. Kaybı hayatlarının içine dahil ediyorlar. Eksikle yaşamayı öğreniyorlar ama eksikliği inkâr etmiyorlar. İnsan ise çoğu zaman acıyı gömmeye çalışırken kendisini de gömüyor. Bir hayvanın
Bayramda küsler barışır derler… Bizim aramıza küslük değil, zaman girdi. O yüzden hiçbir bayram kapını bana getirmedi.
Başka bir evrende en güzel halinle...
Gel-git
Nisera… Sana sesleniyorum ama bu artık bir çağrı değil bir duvarın taşlarına çarpıp geri dönen ince bir yankı. Sesim sende kırılıyor, bende büyüyor. Duyuyorsun değil mi Nisera… Sesimi duyuyorsun ama kulaklarını tıkıyorsun bu çığlıklara. Öyle uzaktan izliyorsun perişan olmamı. Sana ah etmiş birinin nasıl günden güne çöktüğünü izleyip, hiçbir şey olmamış gibi duruyorsun duvarlarının arkasında. Ben sana koşmuştum Nisera… Sen bir kere bile “gel” demeden. Bir bakışına bile yol yapmıştım kendimden.Şimdi aynı yolun üstünde geri dönmeyi öğreniyorum. Ama insan geri dönerken en çok kendine çarpıyor. Ben ikiye bölündüm Nisera. Bir yanım hâlâ seni ilk günkü gibi hatırlıyor; gülüşünü bir ihtimal sanıyor. Diğer yanım, “Bu kadar beklemek bile fazla” diyor. İki taraf da haklı gibi. İki taraf da yorgun. İlk tanıdığımda bir kalbin var sanmıştım. Belki de herkesin içinde vardır diye düşündüm ama bazı kalpler sadece atıyor, hissetmiyor Nisera.Ben hissettiğini sanmışım. Şimdi geriye ne kaldı biliyor musun? Bir tarafım hâlâ sana anlam yüklemeye çalışıyor diğer tarafım ise artık hiçbir şeye anlam vermemeyi öğreniyor. Ve bu ikisi aynı bedende yaşayınca insanın içi ev olmaktan çıkıyor. Bir harabe oluyor.