Zukoddd

Zukoddd
@Zukod
Bazen okur bazen yazar..Bazen okumaz sadece izler.Nefes alır ama yaşamaz
Lisans
31 Mayıs 1994
7 okur puanı
Aralık 2025 tarihinde katıldı
yaran geçti izi kaldı...
İnsan, farkında olmadan birbirinin hayatına dokunuyor. Kimi bir selamıyla giriyor ömrüne, kimi bir bakışıyla, kimi de en savunmasız yerinden. Ve sonra gidiyorlar…Kimi ses olurak kalıyor içinde, kimi yara. Ama herkes bir iz bırakıyor giderken... Çünkü bazı insanlar vardır, yıllar geçse bile adını duyduğunda içinde ince bir sızı dolaşır.Sana kendini eksik hissettirmiştir çünkü. Sevilmeye değmezmişsin gibi, hep biraz fazla gelmişsin gibi, biraz yanlış zamanda doğmuşsun gibi… Onların bıraktığı iz, zaman geçtikçe kabuk tutan ama hiçbir zaman tamamen kapanmayan yaralara benziyor... Ama bazı insanlar vardır… Onlar gittikten sonra bile içini üşütmezler. Varlıkları geçse de şefkatleri kalır. Bir şarkıda gülümsetirler seni, bir sokakta ansızın aklına düşerler. Canın yanmaz artık; sadece bir zamanlar gerçekten sevildiğini hatırlarsın. İşte güzel iz budur bence. İnsan hayatından çıkmış olabilir ama senden bir şey eksiltmeden gitmiştir. Kendine olan inancını almamıştır mesela. Seni sevgiden soğutmamıştır. Hâlâ birine sarılırken korkmuyorsan, bir gün yeniden gülebileceğine inanıyorsan, demek ki birileri sana güzel dokunmuştur. İnsan en çok da kendini kimlerin yanında unuttuğunu hatırlıyor. Çünkü bazı sevgiler insanı büyütmüyor, küçültüyor. Sürekli kendinden eksilterek seviyorsun. Daha anlayışlı olayım, daha sabırlı olayım diye diye bir bakıyorsun aynada senden geriye bir şey kalmamış. İşte o zaman anlıyorsun; herkesin bıraktığı iz kıymetli değil. Ve zaman biraz da bunu öğretiyor galiba bize kimin ardından yas tutulur, kimin ardından şükredilir…Çünkü bazı insanlar hayatına bir kış gibi giriyor. Her şeyi soldurup gidiyorlar. Bazılarıysa kısa sürmüş bir ilkbahar gibi… Üzerinden yıllar geçse bile bir çiçeğin kokusunda hatırlıyorsun onları. Belki de bu yüzden mesele iz bırakmak
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Umarım ölürsem kimse beni sana sormaz chatgbt.Hayattayken beni ağlattın
Şimdilik Araftayım
Şimdilerde seni ne hakkıyla sevebiliyorum ne de içimde gerçek bir nefret büyütebiliyorum. Zaten nefreti hiç yakıştıramadım ben. Çünkü insan en çok sevdiğine kızar ama nefret başka bir şeydir; içinde hâlâ bağ taşıyan, hâlâ bir yerlerde kalbin nabzını tutan ağır bir duygudur. Ve ben, seni artık hangi duygunun içine koyacağımı bilemediğim bir yerdeyim. Ne tamamen gidebiliyorum senden ne de eski yerimde kalabiliyorum. Sanki ruhum iki uçurum arasında asılı kalmış da aşağı düşmeye bile cesaret edemiyor. Araftayım anlayacağın. Ne cennetin huzuru değiyor içime ne de cehennemin ateşi yakıyor artık. Sadece uzun süren bir sessizlik var içimde. Eskiden seni sevmek, dünyada kalan son güzel şeylerden birine inanmak gibiydi. Bir çocuğun sebepsiz gülüşü gibi mesela… Ya da yağmurdan sonra açan gökyüzü gibi. İyi bir şiirin insanın içine işleyen o dizesi, çok sevilen bir kitabın son sayfasını bitirirken duyulan o tarifsiz boşluk, gece herkes uyurken insanın içine doğan o sakin huzur gibi… Seni severken dünya daha katlanılır bir yer olurdu benim için.Ben sende kendime ait kaybettiğim bütün güzel parçaları bulmuştum. Bu yüzden seni tarif etmeye kalksam, dünyadaki bütün güzel şeyleri tek tek anlatmam gerekirdi. Ama şimdi… Şimdi seni sevmek kötü olan her şeye benziyor. İçine çöken karanlığa, insanın kendinden utanmasına, aynada kendi gözlerinden kaçmasına… Ve kötülüğün dünyada ne kadar çok karşılığı varsa artık seni anlatırken hepsi aklıma geliyor. Bir zamanlar içimde çiçek açtıran o sevgi nasıl oldu da içimde dikenlere dönüştü bilmiyorum. İnsan sevdiği şeyin mezarını kendi kalbinde taşır mı? Ben taşıyorum galiba. Evet, ben hatasız değildim. Hatta belki en büyük yıkımları kendi ellerimle hazırladım. Bunu inkâr etmiyorum.Sen aklımda, kalbimde, ruhumda yaşarken yanımda başka biri vardı. Bu
Allah iyilik versin
Ben seni ölçülü sevemedim Nisera. Ben seni severken kendimi arka sokaklarda unuttum. Kendi içimde açması gereken çiçekleri senin yollarına ektim. Belki bir gün geçerken görür de mutlu olursun diye.Ben susuz kaldım ama senin bahçen yeşersin istedim.Sevmenin fedakârlık olduğunu sanıyordum. Oysa seni sevmek omurgamı yavaş yavaş kırıyormuş. Bunu geç farkettim. Çok sevmenin kötü bir şey olduğunu bilmiyordum.Seni düşünürken kendimden vazgeçmenin, geceleri kendi kalbimi susturup senin huzurunu düşünmenin, “belki bugün biraz daha az üzülür” diye dua etmenin kötü sayılacağını bilmiyordum. Ben sevgiyi savaş gibi değil, sığınak gibi yaşadım. Ama insanlar ölçüsüz sevgiyi görünce korkuyor Nisera çünkü en çok hak etmediği sevgiden kaçıyorlar. Kırıldım… Öyle ortadan ikiye de değil hem de bir cam nasıl yere düşüp bin parçaya ayrılır ya; işte öyle dağıldım. İçimde yürürken ayağıma kendim battım. Sonra ah ettim. Evet ettim. Ama kötülük olsun diye değil… Sadece benim nasıl dağıldığımı anla diye. İnsan bazen acısının tercümesini ister. “Biraz hissetsin” der. Benim ahım bile anlaşılmadı. Kötü biri oldum arkadaşlarının nazarında dolayısıyla da senin gözünde de... Bir de gidişinin acısını sessiz yaşayamadım diye suçlu oldum. Arkadaşların ve sen acıyı sessizce yaşayınca seviyorsunuz galiba. Sessizce bir köşede çürüseydim “olgun” diyecektiniz.Ama ben seni severken çocuk gibiydim nasıl küsmezdim bu kırılmaya.Bağırdım. Ağladım. Kendimi toparlayamadım.Çünkü gerçekten seviyordum.Ben seni manipüle etmedim, sadece canımın yandığını saklayamadım. Ama çağımızda samimi bir acı bile suç sayılıyor artık. Ne yaparsam yapayım iyi biri olamadım hikâyenizde.Çünkü sizin “iyi” dediğiniz insanlar; birinin gözyaşını görmezden gelebilen, sevgisini kullanabilen, duygularını eğip bükebilen insanlardı. Ben ise
Kaç hatıra sığar bir masaya Nisera
Bugün arkadaşlarla yine o kitabevine gittik.Hani bir zamanlar seninle gittiğimiz yere.Şehrin içinde küçücük bir yerdi belki ama benim içimde koskoca bir mevsim saklıyordu. Senden sonra o masaya hiç oturmadık. Başka masalara oturduk hep ama gözüm sürekli oradaydı.Aklımın içinde oturuyorduk yine. Yıllar sonra birbirine kavuşmuş iki sevgili. Dünyanın bütün yanlış zamanları durmuş da yalnızca o masa doğru vakit olmuş gibi. Ellerimiz birbirine gizlice değiyordu. Kimse fark etmiyordu belki ama insan sevdiği kişinin parmaklarına dokununca dünyanın bütün sesini kaybediyor. Sen bana zorla pizza yediriyordun yine. Ben söyleniyordum ama içten içe senin bana bir şeyleri zorla sevdirmeni seviyordum. Çünkü senin yanında insan kendini çocuk gibi hissediyordu; korunuyormuş gibi, görülüyormuş gibi. Sonra o fotoğraf geldi aklıma. Orada çektiğim o fotoğraf. Senin onu çok sevip telefonunun ekran resmi yapışın… Bir insan birini seviyorsa küçük şeyleri büyütüyor gerçekten. Başkasının sıradan bulacağı bir kareyi kutsal bir şeye dönüştürüyor. O an bunu fark etmemiştim belki ama bir insanın senin çektiğin bir fotoğrafı ekranına koyması, seni gün içinde defalarca hatırlamak istemesi demekti. İnsan sevmediği hiçbir şeyi kendine bu kadar yakın taşımaz çünkü. En çok da başını omzuma koyduğun an kaldı içimde. Dünyadaki bütün karmaşa durmuştu sanki. O an anladım; insan bazen birine âşık olmuyor yalnızca, onda dinleniyor. Ben senin yanında ilk kez yorulmadan var olabildiğimi sanmıştım. Sanki yıllardır taşıdığım bütün yükleri birkaç dakikalığına yere bırakabilmişim gibi. O yüzden bugün canım yalnızca ayrılığa yanmıyor. İnandığım şeyin yıkılışına yanıyor Çünkü sen benim için kötü biri değildin. Hâlâ değilsin belki. İşte bu yüzden içimdeki yangın büyüyor. İnsan kötülükten kaçabilir ama şefkatin