seni unuttum,dedi kadın erkeğe,
rüzgârın uğultusu kadar titrek bir sesle.
yaprakların savruluşu gibi incindim,
tenimin diken diken oluşu kadar görünürdü
içimde olan.
duyduğum,
gördüğüm,
hissettiğim…
ama adını koyamadığım şeylerdi bunlar.
emindim.
ama uyuşmuş parmaklarım,
kâğıda dökemeyeceğini bildiği kelimelere uzanıyordu.
sanki bir rüzgâr gelip
yazdıklarımı uçuracakmış gibi,
dahası düşüncelerimi de uçurmasını istiyordum.
seni tamamen unutabilmek için.
…gözlerimi kapattım önce,
yaşanmışlıkların sesini kısmaya çalıştım,
beynimin ezberlediği yüzünü
kalbimden silmek ister gibi.
ama bazı şeyler vardır ya
unutulmaz,
sadece sessizleşir.
ve ben sustukça,
sen içimde
daha çok konuşuyordun.
….
sesin değişti önce
sonra yüzün
yabancıydı artık kalplerimiz, farklı çarpıyordu
bazen olmaz, ey dostlarım,
koşarsın ama yetişemezsin.
çalışırsın ama başaramazsın,
zaman geçer… alışırsın.
çoğunlukla olmaz, dostlarım,
anlarsın ama anlaşılmazsın.
seversin ama sevilmezsin,
zaman da geçer… alışmaya çalışırsın.
ve bir gün, hiç olmaz, yoldaşlarım,
uyusan da geçmez,
şiire de, gazele de sarılsan geçmez
sadece geçen,
ömrün olur
bir de
iş işten…
ve ben içimden.
yaz günü yakar kavurur kalbimi
erir içindeki duygular, dışarı atar benliğimi
gözlerim dalar ufka, düşüncelerim açılır denize
güneş yayar enerjisini, yayarım ben de hayalimi
gemiler geçer denizden, dalgalar oluşur
serin sular değer ayaklarıma, tenim uyuşur
yorgunum dostlarım dinlenir dururum ama
kafamdaki sesler hiç durmaz çok konuşur
dipnot-bol kafa dinlemeye “çalışılmış” bir günde yazılmıştır