Korku, insanı bilinçdışına itilmiş utanç verici deneyimlerden, batırılmış pişmanlıklardan özgürleştirebilecek güçte bir yapıt.
Olay örgüsünde gerçekleşen korkuyu, gerilimi, pişmanlıktan doğan çaresizliği iliklerime kadar hissettiğim bir kitaptı. Irene’nin kendi elleriyle kazdığı bu kuyuyu, daha sonra pişman olup hayatını değiştirmek istediği ama bunun çok zor olacağını düşündüğü için bize hissettirdiği karamsarlığı, geri dönüşü olmayan en sonki seçeneği, tüm bunların korkudan doğmasını; kocasının kendince uyguladığı çözümü/cezayı (nasıl adlandırırsanız) bize sorgulattığı klasik akışkan bir Stefan Zweig kitabıydı.