Korku edebiyatı seven ama korku hikayelerinden pek korkmadığını düşünen biri olarak sadece gündüz okuyabildiğim, gece yattığımda aklıma gelince de uyuyamadığım bütün bunlara rağmen bayıldığım harika bir kitap.
Mehmet Berk Yaltırık'la yeni tanışıyorum. Kendisiyle bu kadar geç tanışmış olmaktan dolayı da üzülüyorum zira Türk edebiyatında kaliteli korku yazarı pek yok ya da ben denk gelmedim.
Küçükken nenelerimizden dedelerimizden dinlediğimiz korku hikayeleri tadında, kültürümüze ait bir çok korku öğesini ustalıkla ele almış yazarımız. Cinler, periler, gulyabaniler ve daha neler neler... Öyle sahneler betimlemiş ki korkuyu en derinden hissediyorsunuz (kitabın bazı yerleri gözümde o kadar net canlandı ki okurken adeta ruhum çekildi). Kalemi inanılmaz etkileyici, dili, üslubu muazzam. Tarih ve kurgu iç içe. Hikayenin kahramanı Periveş, hiç yüzü gülmemiş, hiç istenmemiş, nice zorbanın eline düşmüş, alınmış-satılmış, yarı yolda bırakılmış, oradan oraya savrulmuş bunlar yetmemiş gibi bir de cinlerin musallatına uğramış yine de ayakta kalmaya çalışmış esirenin kızı Canım Periveş. İstanbul'un arka sokaklarında Periveş'le birlikte maceradan maceraya, korkudan korkuya dalıyoruz, cinler aleminde geziniyoruz ama hikayenin 'iyi saatte olsunlar' kısmı ne kadar korkutucu olsa da görüyoruz ki insan her zaman en korkunç, en kötü, en cani, en gaddar canavardır.