Modern insanın en büyük entelektüel konforu, dünyadaki tüm çürümüşlüğün faturasını gizemli bir ötekiler ordusuna kesmek galiba. Toplu taşımada, kahve molalarında ya da akşam aile masalarında dönüp dolaşıp aynı nakarata geliyoruz: "İnsanlar çok bozuldu ya" "Kimseye güven kalmadı ya" " Bu çağın insanı çiğ be ya" Şikayetlerin hacmine ve samimiyetine bakılırsa, yeryüzü saf iyilikle dolu kurbanlar ve onlara hunharca eziyet eden gizemli bir şer odağı tarafından işgal edilmiş durumda. :D Ancak burada çözülemeyen basit bir matematiksel imkansızlık var. Eğer herkes mağdursa, herkes bu gidişattan dertliyse, o zaman şikayet edilen bu kötüler tam olarak kim? Mezardaki dedem mi? Yoksa uzaylılar aramıza sızdı da faturayı onlara mı kesiyoruz?
Cevap, uzay boşluğundan çok daha yakın bir yerde, tam olarak aynanın karşısında duruyor aslında sayın varlıklar. İnsan psikolojisi garip bir savunma mekanizmasıyla çalışır, kendi hatalarımızı her zaman dışsal şartlarla açıklarız. Yalan söylediğimizde "şartlar öyle gerektirmiştir" bencilce davrandığımızda "hayat bizi buna zorlamıştır" birinin kalbini kırdığımızda ise " aslında niyetimiz kötü değildir, sadece o an çok gerginizdir." Fakat aynı davranışları bir başkası yaptığında, bunu doğrudan onun karakterine bağlarız: "O zaten güvenilmez, o zaten bencil." İşte bu zihinsel illüzyon sayesinde herkes kendi hikayesinin sütten çıkmış ak kaşığı olmayı başarıyor. Kimse sabah uyandığında "bugün kime bir kötülük yapsam?" demiyor; herkes kendi hayatta kalma mücadelesinin en haklı, en masum savaşçısı. Sonuç ise milyonlarca "haklı" bencilin oluşturduğu, herkesin birbirinden şikayetçi olduğu koca bir kaos.
Üstelik " bu çağın insanı güvenilmez" klişesi, kendi bencilce reflekslerimizi meşrulaştırmanın da en kestirme yolu haline geldi. Çevresine güvenmeyen