Berken

Berken
Ne li vir im, ne jî li wir… Artık alıntıları paylaşmayı bıraktım, okuduklarım sadece bende kalsın. Buraya ise sadece ara sıra bir şeyler karalamak için uğrayacağım.
İnşaat Mühendisi
İstanbul
Bakur, 9 Nisan 1999
33 okur puanı
Nisan 2026 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Bixtim!
Bir iki kelime kelam edelim, ortaya bir fikir koyalım diyorsun, karşıdaki daha cümlenin yarısına gelmeden kendi kafasındaki cüce dünyayla senin lafını ölçüp biçmeye başlıyor. Söylediğin şeyi alıyor, eğiyor, büküyor, en sonunda kendi sığlığına, o ucuz ve niteliksiz zihniyetine meze yapıyor. Niyetin neydi, neyi anlatmaya çalışıyordun, o masada bıraktığın anlamın ne önemi vardı? Sıfır! ​Konuyu alıp en ucube, en alakasız yerlere çekmekte üstlerine yok. Herkes tetikte, herkes bir laf çakma, bir üstte çıkma, konuyu kendi sığ mecrasına sürükleme telaşında. Karşındaki insan değil, adeta lafı çarpıtmak için programlanmış birer duvar. Ne bir anlama çabası var ne de bütünü görebilecek bir ufuk. Varsa yoksa kendi cehaletlerini senin cümlene yamama arsızlığı. ​Kendini açıklamaya çalışmak, "Hayır, ben onu demek istemedim" diye niyet ibraz etmek bu hayattaki en aşağılayıcı, en tüketen mesai. Karşındaki sığlığın içinde boğulurken senin ona derinlik anlatmaya çalışman zaten baştan hata. Bu niteliksiz gürültünün ortasında harcanan her kelimeye, verilen her emeğe yazık. ​Anlamıyorlar, anlamayacaklar da. Çünkü kumaşları bu. En iyisi bu cehalet panayırına kapıyı tamamen kapatmak, bırak kendi yarattıkları o çamurun içinde debelenip dursunlar.
1000Kitap
Reklam
Hayat bizi öptü ya.
1000Kitap
​Hayatın en büyük gizemlerinden biri de istemeye gelecekler aşamasıdır. Kız tarafı da erkek tarafı da birbirini ilk defa görüyormuş gibi bir ciddiyet takınır. Oysa iki genç arkada üç yıldır bütün lojistik planı yapmış, ev tutulacak muhiti bile seçmiştir. O kahveler içilirken dönen tiyatro, Shakespeare oyunlarında yok.
1000Kitap
Başkaları hayatı hazır bir sahnede yaşarken, ben kendi zeminimi her gün yeniden inşa etmek zorundayım. Yorucu bir adalet bu, ama üstünde durduğum her taş tamamen bana ait.
Edebiyat
Yapay zekanın kelimeleri tıkır tıkır yan yana dizdiğini görenler, aceleci bir kıyamet senaryosuyla yazarlığın bittiğini ilan ediverdi. Oysa bu iddia, edebiyatı sadece bir kelime işçiliği, metni ise çözülmesi gereken bir matematik problemi sanmaktan ileri geliyor. Eğer yazmak, en doğru kelimeleri en mantıklı mantık silsilesiyle dizip kusursuz bir kurgu robotu inşa etmek olsaydı, evet, yapay zeka bu masayı çoktan dağıtmıştı. Ama edebiyat matematik değildir sayın insanlar. Matematik kusursuz bir netlik, sarsılmaz bir mantık ve her defasında aynı sonucu veren formüller arar, edebiyat ise tam aksine, insanın o formüllere sığmayan çelişkilerinden, rasyonel olmayan o karanlık ve muğlak dehlizlerinden beslenir. Bir yapay zekaya melankolinin, yalnızlığın ya da varoluşsal bir sancının dünyadaki tüm tanımlarını yükleyebilirsiniz, size bunlardan kusursuz bir rapor da çıkarabikir. Ancak o yazılım, gece yarısı tavanı izlerken insanın göğsüne oturan o dilsiz kaygıyı, geçmişin yükünü ya da bir insanın aynı anda hem nefret edip hem de delicesine sevebilmesindeki o muazzam tutarsızlığı asla hissedemez. Büyük yazarları zamansız kılan şey, dili bir bilgisayar gibi hatasız kullanmaları değil; aksine o dile kendi ruhlarının ritmini, kendi kırılganlıklarını ve yaşanmışlıklarını üflemeleridir. İnsan elinden çıkmış bir metinde, formüllerin bilerek bozuluşu, o kusurların içindeki derin sarsıcılık gizlidir. Yapay zeka kurgunun iskeletini ne kadar matematiksel bir mükemmellikle çatarsa çatsın, o binanın içine yaşanmışlığın ruhunu üfleyemez. Bu yüzden kelime diziciliği şekil değiştirebilir, ama insanın insanla kelimeler üzerinden dertleşme çabası olan gerçek yazarlık, sonu gelecek bir meslek değil, asla formüle edilemeyecek bir insan bilinci çığlığı olarak kalacaktır.
Edebiyat