Ne li vir im, ne jî li wir…
Artık alıntıları paylaşmayı bıraktım, okuduklarım sadece bende kalsın. Buraya ise sadece ara sıra bir şeyler karalamak için uğrayacağım.
Kendi içimde statik bir belirsizlik yaşıyorum. Bağlantı noktalarıma binen moment, mukavemet sınırlarını zorluyor. Üstelik bu huzursuzluk, bir türlü bitmek bilmeyen o bitimsiz hakediş süreçlerine benziyor; ne onay alabiliyorum ne de sahayı terk edebiliyorum.
İki kelamı bir araya getirip meramını anlatamayan, zihni sosyal medya sloganlarıyla mühürlenmiş kişiler, kalkmış insan ruhunun dehlizlerini yazan Dostoyevski'ye "sıkıcı" diyerek 4 puan veriyor. :D Hayatında bir gün bile bir düşüncenin ağırlığı altında uykusu kaçmamış bu kitlede, devlerin sancısını o sığ beğeni terazisinde tartacak hadsiz bir özgüven var. Anlamadığı her metne baydı etiketi yapıştıran bu sığlık, aslında yazarın derinliğinde boğulduğunun itirafıdır. Verdikleri o puanlar dünya edebiyatının devlerini değil, sadece kendi cehaletlerinin ve idrak fukaralıklarının sınırlarını tescilliyor. İnsan biraz utanır, o kitabı puanlamadan önce döner bir aynaya, bir de kurabildiği iki yarım cümleye bakar. Ama nerede...
Çiçekler hiçbir şeyin kalıcı olmadığını öğretir bize; ne güzellikleri kalıcıdır ne de solgunlukları; çünkü sonradan yeni tohumlar verirler. Mutluyken de üzgünken de hatırla bunu. Her şey geçip gider, yaşlanır, ölür ve yeniden doğar.