Zavallı muhtar, baktı gördü doktor dediğini diyor. Yüzyıllardır alıştığı üzere, töresini, terbiyesini bozmadan geri çekildi. Bir süre çözümsüz dikildi orda. Yer demir, gök bakır oldu adamakıllı. Ankara uzak, seçim uzak, okul uzak, gökyüzü uzaktı. Büktü boynunu.
Unutmaya çalışmak yerine, çalışarak unutmayı denedim. Kimsenin bana bir şey söylediği veya karıştığı yoktu. Fakat ben kendimi af edemiyordum bir türlü. Başkasının bir sorunu olsa bir bardak su içer gibi rahatlıkla çözüme kavuşturmasında gönülden yardım eden ben, kendi sorunlarımın altında eziliyordum. Evet belki hepimiz biraz böyleydik, yani başkaları için yaşıyorduk sanki. Ama işin kötü tarafı ben başkaları için ölüyordum galiba.
Neler söylediğimi ben nereden bileyim? Güldür güldür akan bir çeşme gibi döküldü sözler ağzımdan. Şimdi bir tekini söyle, desen söyleyemem. Ya, işte böyle oldu...