Yirmi dört günde bitirebildiğim, hayatımın sancılı anlarına denk gelen bir kitap oldu. Martin Eden’ın kendi içinde topluma karşı verdiği savaşı kazanması ümidi ile bir solukta okunabilecek bir kitapken, bir insan olarak benim de kendi iç dünyamda verdiğim savaşa denk düşerek bu süreçte eşlik etti bana. Kitabın başlarında ait olmadığı bir dünyaya düşen ve yine bu dünyadan bir kadına aşık olan Martin Eden’ın işçi sınıfına ait benliğindeki eksikleri ve kusurları saptamasına tanıklık ediyoruz. Konuşma dilinden çatal bıçak kullanmasına kadar birçok yönden kusurlu görür kendini. Ve bu kusurlar sevdiği kadınla kendisi arasındaki en büyük uçurumun sebebidir ona göre. Martin Eden, burjuva sınıfı olarak betimlediği ve yaşamlarına imrenerek baktığı bu insanlardan biri olan Ruth’a ilk görüşte aşık olur. Eden’ın uzun müddet haberi olmasa da Ruth da ilk andan kendisine karşı bir şeyler hissetmiştir; bu duyguların bir kadının bir erkeğe duyduğu adına aşk dedikleri şey olduğunu çok sonra öğrenecektir. Martin Eden, Ruth ile daha ilk görüşmelerinde bütün hayatını ona adayacağını hisseder. Bu amaçla kendisinde ve düşüncelerinde bir devrim gerçekleştirir diyebiliriz. Ona göre Ruth’a layık olmak için soylu düşüncelere ve itibarlı bir hayata erişmesi şarttır. Martin Eden kendini kitaplara adar. Gecesi gündüzü yediği içtiği kitaplar olur adeta. Gerçekten de ilkel bir düşünce tarzından entelektüel düşüncelere geçişine canlı tanıklık ederiz.
SPOİLER İÇERİR***
Ne var ki hikayenin geri kalanı okuyucuyu hazin bir sona umarsızca hazırlar. Martin Eden bütün çabalarına ve okumalarına rağmen ne Ruth’un gözünde ne ailesinin gözünde istediği mevkiye erişemez. Yazdıkları ve okudukları yüzünden hep küçümsenir ve istikrarlı bir işe girmeyişi, bir memur hayatına sahip olmayışı sevdiği ile yollarının
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma