İngilizlerin "Hayvan Çiftliği" varsa Türklerinde "Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karıncası" var diyebileceğim bir kitabı az önce bitirdim ve günlük uğraşlara kendimi kaptırmadan kitabında etkisinden çıkmadan, ki bu pek mümkün olmayacak, içimden geleni yazmak istedim.
Kitaptan kısaca bahsedecek olursam, Filler Sultanı gücüne güvenip kendisinden binlerce kat küçük olan karıncalara savaş açar. Savaş tabiki de beklenildiği gibi gidiyor ve Filler Sultanı kendini hem fillerin hem de dünya alemde var bütün canlıların hükümdarı ilan edip karıncaları da kendine köle yapıyor. Olaylar bundan sonra gelişip güç ve haklılığın arasındaki savaş başlamış oluyor.
Bu eser ilk distopik Türk romanı olarak 1977 yılında çıkmasına rağmen hala günümüzün sorunlarını yansıtıyor olması kitabın ölümsüz bir eser olduğunun kanıtıdır bence.
Maalesef ki bu kitap hakkettiği değeri gördüğünü düşünmüyorum. Takip ettiğim bir kaç kitap kurdu dışında neredeyse hiç kimseden bu kitabı duymadım. Her okulun hatta her evin kütüphanesinde olması gereken bir kitap.
Okuyun, okutun..!
Karınca uluslarının artık hiçbir ışıkları kalmadı. Umutsuzluk tutsaklığın gıdasıdır. Umutsuzluk köleliğin anasıdır. Umutsuzluk yüreğin yıkımıdır. Umutsuzluğu körükleyeceğiz. Yıl on iki ay, gece gündüz karıncaları fil etme okulundan çıkma aydınlar, radyonun, sinemanın, televizyonun, gazetelerin başına geçecekler, durmadan durmadan umutsuzluğu söyleyecekler."
Radyolar, gazeteler, televizyonlar, sinemalar işi gittikçe azıtıyorlar, gün yirmi dört saat, "Özgürlük, eşitlik, kardeşlik için," diye durmadan bağırıyorlardı. Bu dünyada her şey karıncaların özgürlüğü içindi. Onlar eşit, bağımsız karıncalardı. Ve karıncalar karınları tok, sırtları pekti. Ve karıncalar sırtlarının pek, karınlarının tok olduğunu televizyonlar, radyolar, gazeteler, sinemalar söyledikleri için inanıyorlardı. Fıkara karıncalar mutlu olduklarına da inanıyorlardı. Bu icatlar büyülemişti onları... Bir gün savaş
iyidir, diyorlardı televizyonlar, tekmil karıncalar savaşı iyiliğine inanıp, her karınca kendini savaş tanrısı sanıyordu. Ertesi gün
sultanın aklına esiyor, savaş kötüdür diyorlardı televizyonlar, radyolar, ötekiler, karıncalar bir anda savaş düşmanı kesiliyorlardı, bulsalar savaş tanrısını kıtır kıtır kesecekler.
"Borazanlar en çok onların umutlarını kıracaklar, bu düzeni Tanrının, doğanın böyle kurduğunu, fillerin fil, karıncaların
karınca yaratıldıklarını, bunun hiçbir zaman da değişmeyeceğini, ancak çalışarak didinerek, fillerin gözlerine girerek karıncaların fil olabileceklerini, o da ancak karınca kadar fil olabileceklerini yineleyecekler. Borazanlar güzel uyutucu türküler söyleyecekler, sazlar çalacaklar, hepsi uyutucu umutsuz karanlık olacak. Karıncaları çürütecekler."
"Hep iş, hep çalışma, hep açlık, hep yoksulluk, hep gelecek korkusu içinde olacaklar. Bu korkular onları kör, sağır, sersem, beyinlerini işlemez yapacak. "