"Ankara'dan emir verilmiş: Ey okul hocaları!... Medet sizden!. Emir verilmiş: Hariç düveller ireli gitti; Türkiye geri kalıyor, uçuruma yuvarlanması yarım santimlik iş... Ey okul hocaları evlatlarım, medet sizden! Vatanımızın mayasının köylü olduğunu bilip durursunuz; köylü tutmazsa, işler yaştır. Okul hocaları arkadaşlarım, köylünün kulağına üfleyin!"
Pehlivan durdu. “Beri bak, bunları şimdi bana söylediğin gibi çocuklara da söylüyor musun?"
"Söylemiyorum pek..."
"Nüçün?"
"Onlar kendileri bulacak. Benim işim söyleyip belletmek değil, sezdirmek, buldurmak. Sezmelerine, bulmalarına yardım etmek. Benim işim onları böyle yetiştirmek..."
"Çok konuştun!" dedi Öğretmen. Patatesleri bir tabağa doldurup masaya getirdi. Çökelek, pekmez çıkardı. "Haydi gel... Üzülmeyi bırak, tıkınmaya bak! Bir gün eğitim işlerine gereken ilgi gösterilir. Olacak bu. Güçlenip kendi ellerimizle yapacağız. Önce, toplumun geleceğini kuranlar canlanacak. Çalışmak için aşk duyar hale gelecekler. Uzatmalı onbaşılar karşısında kendilerini küçük görmekten, ezilip büzülmekten kurtulacaklar. Soy patatesleri!..."
Muhtar, "Bak Hafız, kardaşım!” dedi. “Bana darılma! İmam Ossurursa, cemaat sıçar! Damalı, senin ardında namaz kılıyor. Sana bakıp yatıyor, sana bakıp kalkıyor. Bizim insanımız taklitçidir. Sana bakarak bir de mera sürmeye kalkarsa, ne olur halimiz? Geçen yıl da söyledim, boşla bu işi diye! Eller yapsın, sen yapma!..."