Altına serilen şilteyi, "Benim dünya malıyla ne işim olabilir" diye reddeden Mekkeli mütevazı yetim Peygamber'in peşinden, 10 bin dolarlık eşarplar, 100 bin dolarlık marka çantalar, milyon dolarlık Mercedes arabalarla gitme ahlaksızlığına inanma aptallığından bahsetmiyorum. Anadolu'nun yüzlerce yıllık fakirliği, zaten öğretti insanımıza yetinmeyi, o yüzden çok kullanırlar bizim yetinme ahlakımızı. Siz yetinin, "Biz hiç yetinmeyelim" diyenlere isyanım. "Yetinin, kanaat edin" diyen adamların bizim paramızla yaşadıkları lüksü görmezden gelmeyin. Elin Papa'sı sıradan araçla gezerken, lüks araca binen dini liderlere inanamıyorum, onlara inananları aklım mantiğım hiç almıyor. Bir insan kendi helal kazandığı parasıyla ne yapıyorsa yapsın ama senin bu dini temsil ettiğini söyleyip, o mütevazı peygamberin izinde olduğunu söyleyip bu kadar lükse sahip olman, gerçekten inanmadığınla açıklanabilir sadece.
"Geçtiğimiz sene ülkede bir seçim izledim uzaktan, bir süre sonra seçim iptal edildi İstanbul'da. Benim yüzümde gülümsemeyle izlediğim bölüm; seçimi düzenleyen devletin uzun süre seçimin ne kadar güvenilmez ve başarısız şekilde yapıldığını anlatması, kazanan muhalefetin ise devletin seçimi ne kadar güvenilir bir şekilde yaptığını anlatması oldu."
TÜİK, Türkiye İstatistik Kurumu, bu ülkenin tüm verilerini açıklayan kurum. Devlet kuruluşu. Görevi veri işlemek ve bu ülkede en güven duymamız gereken kurumlardan birisi. Bir anket yaptılar bu yıl, her konuda ikiye bölünen halkımız bu konuda birleşti. Halkın % 79,1'i TÜİK verilerine inanmıyor. Enflasyon, işsizlik, ekonomik büyüme tüm bilgileri bu kurum açıklıyor. Toplam 3881 kişi çalışıyor, bütçesi 388 milyon lira. Bu kadar insan boşa çalışıyor, düşünsenize halkın sadece yüzde 20'sinin inandığı, yüzde 80'inin "verilerine inanmadığı" bir kurum, çok acı değil mi?