Rahmetle...
Bir kere inkâra düştün mü yavrum,
Kendini aşmaya yol bulamazsın.
Vehimler şüpheler bozar ruhunu,
Seni kaldıracak el bulamazsın...
Elbet dünya döner, bizde döneriz,
Bir müddet parıldar sonra söneriz...
Yükseklerden enginlere ineriz
Halinden anlayan dil bulamazsın.
Ömür akar gider yokluk gölüne
İnsanoğlu düşmüş serap çölüne
Hayat benzer bir gecelik geline
Kendin gibi akan sel bulamazsın
Ektiğin tohumlar bir türlü bitmez
Müşkülü yenmeye bir ömür yetmez
Kuş olsan uçsan da yine kâr etmez
Arasan konacak dal bulamazsın...
İnsan yaşamını ve dünya gerçeğini gölgeleyen bir salgın.
Vebalar tarihine karışacak bir taun ; KORONAVİRÜS .
Artık benim de yakalanmış olup içinde bulunduğum yedinci karantina günü.
Tüm bunlar artık ne kadar normal(!) geliyor değil mi kulağa?
Ne kadar da sıradan ki, hakikati duyulur kılan bir gerçeklikten uzaklaşmış sesimiz.. Evet, nice manalar fısıldar şu karantina yalnızlığı sana, dinlemeyi bilirsen ..
Der ki ;
1. Bundan önceki hayatını artık unut, yeniden doğmalısın kendine,
2. Zamanın hızlı akmasından hep şikayet ederdin, artık yakınmayı bırak, şu ân'a bak . Erteleme hastalığına şu an son ver.
3. Hislerini anlamak için oku, düşün ve yaz. İnsanlara kendini anlatma derdinden kurtulmak için önce kendini, sen dinle. Anlaşmak için anla, anlaşılmayı bekleme.
4. Ömrün boyunca hep bir imtihan içinde olacaksın, buna iman ettiysen artık teslim ol ve kurtul! İmanını tazele, her bahar'ın; her bir zorluğun ardından geleceği umudunu kaybetme..
5. Yalnızlığın seni sıkıp bunalttığını biliyorum lakin , tek başına 'bir' olamazsan, insanlarla birlikte iken asıl yalnızlığı tadarsın.
6. Seni var edenin kelamına ne zaman kulak verdiğini düşün en son, eğer çok uzaksa yakın ol, yakınsan daha da idrak edip kavramaya çalış . Zira insan, kendini yeryüzüne halife kılan Yaradanını ne zaman unuttuysa , o zaman kendini kaybetti.
7.Özel'in tabiriyle insan kendi iddiasından vurulur ya hani, neyi kaybettiğini hatırla ! Vurulmayacağın bir iddiayı savun. (Neyi Kaybettiğini Hatırla)
Karantinada daha bir çok mesaj var ileti kabul edene. :)
Söylediklerimiz kadar söylemediklerimizden de sorumluyuz madem, yazdıklarımız kadar yazmadıklarımızı da ; okuyanlar düşünsün .. :)
youtu.be/hLB8BkX9rRI
[Basitçe anlatılmış, ancak basite indirgenemeyecek bir savaş filmidir “Mandalina Bahçesi” (Mandariinid/Tangerines).
Eski Sovyet ülkeleri Abhazya ve Gürcistan arasında gerçekleşen 1992 yılındaki savaş sırasında çatışma hattının yakınlarındaki Estonyalı köy sakinleri on yıllardır kaldıkları toprakları çoktan terk etmiştir. Fakat geride iki kişi kalmıştır; Ivo ve Margus.
Çatışma sesleri köylerine adım adım yaklaşırken Margus Estonya’ya gitmeden önce bahçede kalan mandalinaları toplama telaşındadır, Ivo ise terk etmeyi düşünmediği bu topraklarda arkadaşı Margus’un mandalinaları toplayabilmesi için ahşaptan kasa yapmaktadır.
Ancak çatışmanın taraflarına ‘yabancı’ Ivo’nun kapısında bir gün yeni ziyaretçiler belirir: İki Çeçen asker Ivo’dan biraz ekmek alır. Bunlardan biri Ahmed’dir.
İkilinin ayrılmasından kısa bir süre sonra Gürcüler, Ahmed ve arkadaşı ile çatışmaya girer. Buradan yaralı bir şekilde sağ kurtulan Hıristiyan Niko’yu ve Müslüman Ahmed’i evine alan Ivo olur, ancak Ivo, ikiliden bir söz tutmasını ister: Kimse onun çatısının altında bir diğerini öldürmeye teşebbüs etmeyecektir.
Yönetmen Zaza Urushadze’nin filminde, ne Ahmed’e ne de Niko’ya siyasi görüşü anlatma fırsatı verilmeyecektir, çünkü burada önemli olan savaşan taraflar değil, savaşın cinnetinde sağ kalma çabasındaki insanlıktır.
Ivo’nun çatısı altında öldürmeme kuralı da yerini önce bir ateşkese, ardından empatiye bırakır.
Yönetmen Urushadze, “Mandalina Bahçesi” filmiyle savaşın yıkımına karşı hedef alınan insanlığı savunur.
Aşağıdaki söyleşide ise yönetmen Zaza Urushadze, filmiyle vermek istediği mesajı anlatıyor.]