Kitabı genel bir şekilde ifade etmek istersem; insanın doğuştan gelen mizaç ve çevresinden gelen etmenlerden oluşan bir robot olduğu ve iradesinin olmadığını savunan yaşlı bir adamın bir gence bir nevi öğretisini aktardığı bir sohbet diyebilirim. İnsanın her şeyi kendi iç huzuru için yaptığı, bu iç huzuru ise mizacından ve çevresinden gelen etkilerin karışımı olduğunu savunduğu bir görüşü var. Anladığım kadarıyla birisine bir yardımda bulunmak ve bulunmamak ihtiyarın gözünde aynı şey. Bulunsa da bulunmasa da mizacı ve çevresinden öğrendiklerinin bir sonucu olarak yapıyor ve yaptığının sonucunda da haz duyuyor diyor. İnsanın efendisi yani en yüce değeri neyse bazı şeyler acı verse de o yüce olan değer ile çatışmadığı sürece sorun yok ve aksini de yapamaz diyor. Bir de iyi ve faydalı olana övgü insanın kendisine değil yaratıcısına olmalı diyor. Bir yerde iyilik, güzellik, yetenek vs. insana dair her ne var sayıyorsak hepsini insanın çabası olmadığını savunuyor ve bir fare ile bir insanı aynı kıymette hatta farenin daha üstün olduğunu bile savunuyor diyebilirim. Aynı zamanda kötülük de mizacı ve çevresinin sonucudur diyor. Ek olarak şunu diyebilirim; eğitimin önemini oldukça iyi vurgulayan bir kitap.
Dürüst olmam gerekirse insanlardan gözlemleyip bir zamanlar düşündüğüm meseleleri oldukça çekinmeden sıkılmadan itiraf niteliği taşıyan bir kitap benim için fakat her ne kadar böyle olsa da bir hakikat değeri taşımıyor. Düşünce ve gözlemlerinde doğruluk görüyorum fakat benim için bir öğreti ve hakikat değeri yok. İnsanı fazla indirgemiş diyebilirm. Bu indirgemeden rahatsız olsam da öğreti ve hakikat değeri taşımadığını düşünmem bundan rahatsız olduğum için değil, tatmin olmadığım için. Bence kitabın adı insan nedir değil insanda gördüklerim olabilirdi.