Bağımlılık arttıkça, bu ilişkilerin kaybedilme veya tehlikeye düşme tehdidi o kadar artar.
Kendimi başka insanlara “kabul ettirebilmek” için duygusal ihtiyaçlarımı devamlı surette bastırırsam, bunun bedelini hastalık şeklinde ödeme riskimi artırmış olurum.
(duygusal bağlılık ne kadar fazlaysa, bağışıklık işlevi o kadar kötüler). Kendi üzerlerindeki öz denetimleri daha fazla, işlerine yaramayan bir ilişkiye duydukları duygusal bağımlılık ise daha az olan
kadınlar, daha güçlü bir bağışıklık sistemine sahipti.
Her türlü ilişkide daha az güçlü olan taraf müşterek kaygının orantısız bir miktarını üstüne alacaktır - erkeklere oranla çok daha fazla sayıda kadının, diyelim, anksiyete veya depresyon tedavisi görmesinin sebebi budur.
Virginia Woolf – İntihar Mektubu (1941)
"Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. Yaşadığım o korkunç anlara geri dönemem artık. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes çok iyi biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi bu kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."