Klasik demokrasilerin din, vicdan, düşünce özgürlüklerine tanıdığı serbestlik, Müslümanların"Müslümanca yaşamaları"nı gerçekleştirmelerine yetmiyeceğinden tam tersine, "bahşedilen" her özgürlük mevcut durumun gözlerden kaçmasına müncer olacağından Müslümanların başkalarının yaptığı anlamda bir özgürlük mücadelesine girişmeleri, kendilerine özgü mücadele tarzının özünden sapması veya saptırılması anlamına gelecektir.
ALLAH'ın Resulü (S.a.v)'ne, Kureyş'in reisliği de teklif edilmişti. Fakat Kureyş'e reis olmayı seçmek "Müslümanca özgürlüğü" terketmeye varacaktı. Burada üzerinde durulacak mesele şudur: Bir kez Kureyş'in riyaseti kabul edilince, "Müslüman olma" özgürlüğünden vazgeçmeyi kabul ettiğimizi açıklıyoruz demektir. Bir kez Kureyş'e reis olunca, mücadele tarzımızın yöntemini de Kureyş'in belirlemesine izin veriyoruz demektir. Fakat bu durum gerçekte bir özgürlüğün kullanılması mıdır, yoksa köleliğe razı olmak mıdır?
Demek ki Müslümanlar, kendilerine hiçkimsenin bir lütuf ve ihsan olarak bahşetmediği, bu yüzden de kimseye boyun eğmek zorunda kalmayacakları bir özgürlüğü kullanacaklardır.