Bununla birlikte, ilim konusunda derya gibi olan kâhin, epeyce dindar da olduğundan, sadece ve sadece bir tek kitap kaleme almış, böylece kafa sermayesinin kırkta birini, okusunlar öğrensinler diye cahil cühela takımına zekât olarak vermişti.
Ama diğer sazın sesi onu hayrete düşürmüştü. Bu sazdan üflenen nağmeler, sırrın ufûlevi vûsefâsı olan ehli-i vukuf fûsûnkarların bezediği o vâsi fûseyfisada raks ve vûsûb eden vûsema gibi birer üfkûhe idiler. Ama füsûs ki, üflendikçe gönüllerdeki menhûs ufûnetin ûfûl olduğu, bu füyûz dolu, tabii bir vûs ve vüs'at taşıyan nefesler, hangi yusuf-ı kalbiden nasıl hâsıl olur diye sanki, fusûl-ı erbaa teessüf ediyordu. Üflenenler âdeta, Şems'in ûfûl ettiği ufka gönderilen canlardan ibaret bir demet vûfûd idiler.
Buhûrdanlardan tüten günlüğün ve tarçın, zencefil, havlıcan kokularının adamı sersemlettiği bu çarşıda ayrıca, sinir buhranına karşı farekulağı, baş ağrısını şıpkiye kesen havaciva, mide ağrısını gideren abdestbozanotu, iştah açıcı gecesefası, nefes darlığına etkili tavşandudağı, afyonlu tiryâklar, mürdeseng, zırnık, nişadır, zacyağı ve bin bir derde devâ, bin bir çeşit müstahzar satılıyordu.