Nerden, nasıl başlasam bilemedim. Daha önce de II. Abdülhamid Han hakkında okumuştum. Ulu Hakan'ı bir kesim yere göğe sığdıramazken, bir kesim de tamamen günah keçisi ilan ediyor. Yıkılmakta olan, Sultan olduğunda kendini bir Osmanlı-Rus savaşının ortasında bulan, teknoloji ve bilim anlamında batının gerisinde kalan,en ufak bir yenilik din adamları tarafından gavur işi ilan edilen,deyim yerindeyse yetmişiki milletten ve farklı bir çok dinden oluşan,doğu-ve batı arasına sıkışmış, düşmanın iştahını kabartan, koskoca bir İmparatorluğu kendi tarzında tam 33 yıl yöneten bir adamdan bahsediyor Livaneli. Kâh sultan, kâh eş, kâh baba, kâh kardeş olarak geçirdiği,önceki tecrübelerden ötürü oldukça evhamlı geçen bir ömür. Tek derdi anlaşılamamak. Tek üzüntüsü dünyanın onu Kızıl Sultan ilan etmesi ki saltanatı boyunca sadece dört idam emrini vermiş. Abdülhamid Han'ın hâl edildikten sonra Selanik sürgünü ve orda yaşadıkları kitabın temel çıkış noktası. Bazen kızarak, bazen hayıflanarak, en çok da üzülerek okudum. Kitabın büyük bölümü kendi doktorunun hatıratından oluşuyor. Fakat
Zülfü Livaneli o kadar ustalıkla kurgulayıp, harmanlamış ki kitabın içinde kaybolmamak mümkün değil. İyiki listemde var oldu.
Her kitapçıya gidişimde, bir fuara yolum düşüşünde tezgahlarda veya vitrinlerde görüp," Bu kitabı muhakkak okumalıyım" dediğim ama bir türlü fırsatımın olmadığı bir kitap "Puslu Kıtalar Atlası" Nihayetinde geçenlerde tekrar gittiğim bir kitapçıda artık almalıyım deyip aldım. Tarihi bir roman, karakterler tarihten fakat oldukça fantastik bir dilde yazılmış açıkçası şimdiye kadar okuduğum kitaplardan biraz farklıydı. Beni alıp başka diyarlara götürdüğünü hissediyorum.Gerek Uzun İhsan Efendi'nin yaşadıkları gerek Bünyamin'in gerekse Büyük Efendi'nin hırsları hepsini onlarla birlikte yaşadım diyebilirim. Dönemin başkentinde İstanbul da yaşayan karakterler ve onların başından geçen olaylar anlatılıyor.Amaç hiçliği veya sonsuzluğu bulmak, kıyameti ertelemek tabiki bir sürü ayak oyunu ile birlikte.Yaşayan benmiyim,yoksa her şeybir rüyadan mı ibaret,varmıyım yokmuyum soruları eşliğinde. Ama esas beni benden alan şey yazarın kalemindeki bu anlatı. İnanılmaz kelimeler, tasvirler, inanılmaz bir hayal gücü.Ben bu kitabı şimdiye kadar nasıl es geçmişim diye oldukça hayıflandım. Basım yılına baktığım zaman daha da üzüldüm açıkçası.İyi ki de okumuşum diyorum. Diğer kitaplarını da okumayı sabırsızlıkla bekliyorum.
Falih Rıfkı Atay
Öncelikle nereden başlamam gerektiği konusunda gerçekten kararsızım. İlk defa bu kadar etkileyici yakın tarih geçmişimize ışık tutan bir kitabı okuduğum için çok mutlu oldum. Fakat bu
Livaneli okumaya bir kaç yıldır başladım.Fakat kalemini sevdiğimi fark ettim. Okumak için geç kalmışım belkide. Bu kitabında evladını yitirmiş bir aile gözünden çekilen evlat hasreti ve ülkemizin kanayan sorunu göçmen olgusuna yer vermiş. Bitirmek için acele ettiğim Mustafa ile içime kapanıp Mesude ile yüreğimin coştuğu sonunda bir annenin özlemine kavuşması, diğer bir annenin evladını kaybetme pahasına evladı için karar vermesini gözlerim dolarak okudum. Ben keyif aldım, meraklılarına iyi okumalar.
Şermin Yaşar okumaya yeni başladım sayılır. Daha önce bir kaç kitabını okumuştum. Fakat bu çok başka. Okudukça içimde sürekli bir ağlama isteği uyandı, dedim ki onca hayat sürüyorsun da en yakınında ki bile senden bi haber oluyor. Hepsinin hikayesi çok başka 3 kardeş, 3 eş, 3 aile birbirine bağlı fakat birbirinden ayrı sürülen hayatlar. İnsan hangisine üzülsün bilmiyor. Ama işte en çokta Nurten ve Ethem yüreğimizi yakıyor. Ya Kazım baba sen onca acıyı, onca sırrı nasıl tek kelam etmeden yüreğine yük ettin be adam. Benim için
Şermin Yaşar kalemi denen bir şey var artık. Okumak isteyenlere şiddetle tavsiye ediyorum. Vakit kaybetmeden kitaplığa eklenmeli