Daha on iki yaşındayken, bir çocuğun basit mantığıyla, annem Şefika’ya dedim ki: “Eğer Tanrı varsa, iyi bir Tanrı olması gerekir. Oysa bunca felaket var, savaşlar var, depremler var, trafik kazaları var. Hiçbir günah işlememiş insanlar, masum küçük çocuklar ölüyor. Böyle haksızlıklara izin veren, kötülüğe göz yuman bir Tanrıya ben neden inanayım?” Bunları söylemem, son derece inançlı bir Müslüman olan annem Şefika’nın yüreğine indi. Böylesine yalın bir mantıkla karşı karşıya gelince, zekasının parlaklığı ile ünlü, hiçbir lafın altında kalmayan, çok etkileyici bir biçimde konuştuğu için herkesin susup dinlediği Şefika’nın dili tutuldu sanki. Daha sonraları da bu konuyu benimle tartışmadı hiçbir zaman.