Gelen ziyaretçi bir eyyam (zaman) oturmalı, dinlenmeli, hatta yiyip içmeli, böylelikle de ev, ikram ve izzet mevzuunda vazifesini tamamladıktan sonra misafirini ancak o zaman gondermeliydi.
Nadire Hanım'a gösterilen bu rağbetin, muhabbetle pek alakası yoktu. Zira ona gösterilen bu düşkünlük, bir meziyet ve faziletin bedeli değil, süfli bir zevkin karşılığı idi. Nadire Hanım o kimselerdendi ki hoşa gittikleri, işe yaradıkları müddetçe itibar ve alâka görür, bağlantı sebebi ortadan kalktı mı yalnız terkedilmekle kalmaz, hatta menfur bir yük haline gelirlerdi.
Bir insan kendi belirlediği bir hedefe, değerleri doğrultusunda, dış motivasyona ihtiyaç duymadan ulaşıyorsa ve bulunduğu yer onu tatmin ediyorsa başarılı olmuş demektir.
(İbrahim) Efendi'de ağır basan daima mantığı idi. Hisleri ise, zindanda çürümüş mahkumlar misali, bu zorlu mantığın elinden kurtulup keyfince buyruk yürütemezdi.