Bu eseri yazıldığı dönem ele alınarak inceleyecek olursak ilk olarak gözümüze romanın realizm akımının yoğun bir şekilde etkisi içinde olduğu çarpar.Çünkü aynı realizm akımında felsefe olarak benimsendiği gibi olağanüstü olaylara yer verilmemiş, yalnızca gerçeğe ve gerçek olabilecek unsurlara bağlı kalmıştır. Aynı zamanda yer alan kişileri çevresi, duyguları ve düşünce tarzı ile en ince ayrıntısına kadar betimleyen bir anlatım kullanılmış. Kitabı okurken yazar Necip'in ve Suat'ın yaşadıkları yasak aşkta birbirlerine karşı besledikleri hisler ve çektikleri acılar, bunları betimlerken kullanıldığı ağır ve süslü dil ile beraber okuyucuyu kitabın içine çekmekten başka çare bırakmıyor.Bi bakıyorsunuz aşka inancını yitiren Necip olmuş sevgiye yeniden inanma umuduyla Suat aşkıyla yanıp tutuşuyorsunuz, Bi bakıyorsunuz Suat olup Süreyya ile Mutsuz bir evlilik yaşarken, Neciple yaşadığı, birbirlerine aşklarını haykırmak için kelimelere ihtiyaç duymayıp sadece bakışların iletişim kurduğu bu yasak aşka kendinizi her geçen gün daha da kaptırırken boynunuzda taşıdığınız günahların vebaliyle her gün vicdan azabı içinde ölürken, yeniden aşık olma sevinci ile yaşama bağlanabiliyorsunuz. Bütün bunlar olurken kendinizi okuyucu olarak Süreyya yerine koyup aldatılmayı iliklerinize kadar hissediyorsunuz.Bu ise kitabın gerçekten başarılı bir betimlemeyle yazıldığını, kullanılan süslü dilin ve yapılan psikolojik tahlillerin eser üzerindeki etkisini destekler yönde. Biraz önce okuduğunuz satırlarda da görüldüğü üzere üçlü aşk ilişkisi ihanet ve hakikat çatışmaları servet-i fünun dönemi eserlerinde görüldüğü üzere bu romanın da işlediği bir konudur. Biraz daha inceleyecek olursak eserde geniş bir kişi kadrosunun olmadığını görürüz. Necip, Süreyya, Suat ana karakterlerdir. Hacer, Fatin, Bey ve