Finallerin bitmesi ve yaz mevsiminin beraberinde getirdiği tembellik duygusuyla en uzun sürede bitirdiğim roman oldu, Savaş ve Barış.
Sayfa sayısına rağmen, Sefiller'in akıcılığını bulacağımı umarak başlamıştım romana ancak Tolstoy'un usta karakter yazıcılığını da işin içine katınca, okuma süremin uzaması kulağa gayet adil geliyor. Kitabın ağır ilerlediği doğru. Karakter sayısı 400'den fazla, ve çoğu yaygın Rus isimleriyle adlandırıldığından okuyucu olarak bazı yerlerde kaybolmuş hissettim. Ancak asıl kahramanlara ve olaylara odaklandığımızda Savaş ve Barış'ın Rus edebiyatının baş tacı olduğunu kabul etmeliyiz.
Bu kadar uzun bir romanı okurken çoğu zaman kopukluk hissetmeniz gerekirken, Tolstoy özenle kurguladığı olay örgüsünden şaşmadan yoluna devam ediyor. Tartışmasız, klasiklerin içerisinde okuyabileceğiniz en iyi tarihi kurgu. Kitabı bitirdiğinizde ister istemez 1812 Vatanseverlik Savaşı hakkında belli ölçüde bir bilgi birikimine sahip olmuş oluyorsunuz. Tolstoy romanında sadece savaşın gidişatını anlatmamış, savaş taktiklerine de yer vermiş. Tarihin önemli dönüm noktalarını, kendi yarattığı karakterlerin etrafında zekice bir kurgu ve usta bir dille sunmuş okuyucusuna.
Bunun yanı sıra, benim için okumayı keyifli hale getiren en önemli faktör baş karakterlerdi. Sevimli Nataşa'nın etrafında pervane olmuş bir düzine erkek karakterimiz var ve romanın büyük bir kısmı onların etrafında dönüyor. Piyer'i ne kadar sevsem, ve Nataşa'yı en çok onun hak ettiğini düşünsem de Andrey'in kalbimde farklı bir yeri olduğunu kabul etmeliyim. Nataşa'nın ikisi haricinde başka bir karakterle yazılmasına gerek olmadığını düşünüyorum doğrusu, zira kızımıza gözünün ucuyla bakma şansını yakalayan her erkek önünde diz çöküyor. (Anatol'un varlığından bahsetmek bile istemiyorum, iğrenç
Inspector: We don't live alone. We are members of one body. We are responsible for each other. And I tell you that the time will soon come when, if men will not learn that lesson, then they will be taught it in fire and blood and anguish.
Birling: We were paying the usual rates and if they didn't like those rates, they could go and work somewhere else. It's a free country, I told them.
Eric: It isn't if you can't go and work somewhere else.