Dostoyevski’nin yayınlanan ilk eseri olma özelliğini taşıyan kısa roman, 1846’da okuyucuya sunulmuştur. Henüz 23 yaşındayken, 1 yıl içinde bitirdiği bu roman sayesinde adını duyurmayı başaran yazar, Belinski’nin de beğenisi kazanmış ve ‘’yeni Gogol’’ ünvanını hak etmiştir. Genç yazarımız Fyodor Dostoyevski eserini ilk olarak ev arkadaşı ve yazar olan Grigoroviç‘e okutur. İnsancıklar, Grigoroviç‘in ruhuna dokunur ve bu eseri hemen ertesi gün yayımcı Nekrasov‘a götürür. Nekrasov gözyaşları içinde romanı bitirir ve ”Yeni bir Gogol doğuyor” diyerek dönemin ünlü eleştirmeni Belinski‘nin yolunu tutar. Belinski sert bir eleştirmen olmasına rağmen İnsancıklar’ı çok beğenir ve derhal bu genç yazarla tanışmak ister. Tanıştıklarında genç yazarımız Belinski‘den duymayı beklemediği şu sözleri duyar:
“Ne yazmış olduğunuzu anlıyor musunuz!.. Bütün bu korkunç gerçeği siz mi düşündünüz? Olamaz, sizin gibi yirmi yaşında birinin bütün bunları anlamış olmasına imkan yok. Size bir yetenek verilmiş, yeteneğinizin değerini bilin ve emin olun, siz büyük bir yazar olacaksınız!…”
Hikaye, yaşlı memur Makar Devuşkin ve genç Varvara Dobroselova arasında yazılan mektuplar aracılığıyla anlatılır. Alt statüden bir memur olan Devuşkin, kıt kanaat geçinmesine rağmen kazandığı paranın çoğunu karşı binasında oturan akrabası Varvara’ya harcamaktadır. Belki de yaşından dolayı aşkını itiraf etmekten çekinen ana karakterimiz, mektuplarında sevgisini belli eden hitap şekilleri kullanıyor olsa da bunu dile getirmez. Birbirlerine sefil yaşamlarını anlattıkları, acı ve sitem dolu mektuplardır bunlar. Geçim kaygısı, 19.yy Rus memurlarının yaşadığı sorunlar ve yoksulluk o dönemin Petersburg halkının yaşamına ayna tutan nitelikte temalardır. Kendi halinde katip olarak çalışan alt tabakadan bir memur olan