Kitabı az önce bitirdim ve dürüst olmak gerekirse beklediğimden çok daha başka bir yere evrildi. Başta ilgi çekici bir aşk hikayesi gibi gelse de aslında tamamen vicdan ve geçmişle hesaplaşma üzerine bir kitap.
Michael’ın yerinde olsam ne yapardım diye düşünmeden edemiyor insan. Michael için sevdiğin kadının geçmişte çok ağır suçlar işlediğini öğrenmek gerçekten büyük bir yüktü. Aslında kitap boyunca Michael’ın bu durumla nasıl başa çıkamadığını anlatıyor yazar.
Beni en çok şaşırtan, Hanna’nın sırf okuma yazma bilmediği anlaşılmasın diye hapse girmeyi kabul etmesiydi. İnsanın kendi gururu ya da utancı için hayatını yakması çok sarsıcı. Bazen bir sırrın bedeli, işlenen bir suçun bedelinden daha ağır olabiliyormuş.
Süslü cümlelere, uzun betimlemelere boğmayan ama bittiğinde sizi düşüncelere daldıran bir hikaye. Kısa sürede bitiyor ama etkisi uzun sürüyor. Okumayı düşünenlere tavsiye ederim.
Okuyucu
“Hayatlarımızın katmanları öylesine üst üste yığılmış ki, sonradan yaşadıklarımızda eskilerle karşılaşıyoruz durmadan: halleşip bir kenara bıraktığımız yaşantılar olarak değil, güncel ve canlı deneyimler olarak.”
“Beni zaten kimsenin anlamadığını, kim olduğumu ve beni şunu ya da bunu yapmaya iten şeyin ne olduğunu kimsenin bilmediğini hissederdim hep. Ve biliyor musun, eğer seni anlamıyorlarsa, senden hesap da soramazlar.”