Ruhum, aldığını geri vermeyen bir deniz gibiydi ve o deniz, içinde kaybettiği duygulardan bir şehir kurarak kendini gökyüzüne ve karaya yasaklamıştı. İnsanlar gökyüzü ve kara olarak ikiye ayrılıyordu; kara,o insanlar beni her zaman korkutmuştu çünkü hep kurak, hep soğuklardı. Bazı insanlar ise gökyüzü gibiydi, o insanların teninde gece de vardı, gündüz de. Soğuk da vardı, sıcak da. O insanlar yıldızları da tanıyordu, bulutları da. Evren gibi.
Doğduğun günden beri yalnızsındır, evet ama etrafın hep nefeslerle çevrilidir, bu yüzden yalnız olduğuna inanmazsın.
Yalnız kaldığını düşündüğün zamanlar yalnızca etrafında bir nefes yoktur.
Aslında herkes, en az herkes kadar yalnızdır.
"Kaburgalarında diken varmış gibi duruyorsun."
Kurduğu cümlenin uyandırdığı yaralarım vardı. Bu yaraları on dokuz yıldır taşıyordum, bir süre sonra yaralarının köklerine çiçekler ekmeye başlıyordun ve izleri saklayan eşsiz çiçekler senin yaralarının içinde büyüyordu.
Belki de kaburgalarımda taşıdığım bu diken, kalbimdeki izleri örten bir çiçeğe aitti.
Yavaşça yanından geçerken, "Vardır belki," diye fısıldadım